Puan vermedi·158 syf.····Okunma: 13 Nisan 2025 22:03 Kitap, çeşitli kısa hikayelerden oluşuyor. Zamanda yitip gitmekten, yaşanılan şeylerin boşluğuna ve beklentileri hikayelerinde işleyen bir yazar Dino Buzzati. Özellikle Tatar Çölü kitabında bu işi zirveye çıkarmıştı; gerçekten çok iyi bir romandı o. Bu kitabında ise küçük metaforlarla ufak mesajlar verme ve bu mesajların bile hayatımızda büyük yer edinebileceğini kanıtlama derdinde sanki.
Ancak her hikâyesinde anlatmaya değer bir öğreti bulamadığımı itiraf etmeliyim. Belki bu benim kafasızlığımdandır, o kadarını bilemem. İlk hikâyesi “Büyücü”de, karakterimizin içindeki savunduğu şeyi sonuna kadar götürmesini sağlayacak gücü bulmasına yardımcı olan biri var. Yani, şeytanın avukatlığını yaparak gizliden savunulan bir fikri, ateşli bir savunuya dönüştürüyor gibi.
“Bahçede Tümsekler” hikâyesinde ise her ölümün, hayali bahçemizde bir tümsek olduğunu ve ara sıra o ölümü hatırlayarak bu tümseklere takıldığımızı metaforik biçimde anlatmış yazar. Basit ama güzeldi bence. Her komplike olay güzel olmak zorunda değil. Aslında bunun günah çıkarmasını ilk hikâyede yapmış yazarımız. Çünkü ilk hikâyede büyücü, yazarların artık okuyucu bulamayacağını; okuyan kesime hitap edebilmek için yazıların daha girift hâle gelmesi gerektiğini savunuyor.
Basit olay örgülü, neden-sonuç ilişkisine dayanan, belki de didaktik eserlerin artık bulunamayacağını anlatıyor. Okuduğumuz romanlar, izlediğimiz filmler ve diziler, hep komplike olay örgüleriyle okuyucuyu ya da izleyiciyi kendine bağlamaya çalışan birer makineye dönüşüyor. Doyumsuzlaşan tüketiciye bunlar da yetersiz gelmeye başlayınca, ortaya kimsenin anlayamayacağı; saçma, boş sembollerle doldurulmuş sanat eserleri çıkmaya başlıyor. Yazar, işte bu duruma atıfta bulunmuş ilk öyküsünde.
Devam eden öykülerdeyse basit olay örgüleriyle, kolayca anlaşılabilecek neden-sonuç ilişkileriyle bunun hâlâ yapılabileceğini gösteriyor. Yani eğer "bahçede tümsekler"den bahsediyor ve her yakınımızı kaybettiğimizde bu tümsekler artıyorsa, bu kayıpların bilinçaltımızda yarattığı etki bir tümsektir. Bu kadar basit. Yazar, bu okumaların basit de olabileceğini söylüyor. "Metnin alt metnini arayın ama onun da alt metnini aramanıza gerek yok."
Bence yazarın bu basit öykücüklerle yapmaya çalıştığı şey budur.
“Büyülü Ceket” öyküsünde mesela, yeni ceketinde elini cebine her attığında 10 binlik banknot bulan karakterimiz, bu banknotların gerçek dünyada bir karşılığı olduğunu görüyor. Örneğin, 30 bin banknot çıkardığında ertesi gün bir adamın, emeklilik ikramiyesi olan 30 bini kaybettiği için intihar ettiğini öğreniyoruz. Karakterimiz başta bunu önemsemiyor. Milyonlar çıkardıkça daha da kötü şeyler oluyor dünyada. İşte bu da bu kadar basit: kolay kazanç ve onun doğurduğu kötü sonuçlar. Bundan kendini sorumlu tutmama çabası, tıpkı bazı psikolojik deneylerde olduğu gibi. “Ceketle bu olayların bir ilgisi yok; ben sorumlu değilim,” düşüncesi.
Ya da “Moruk Avcıları” öyküsünde, gençlerin geceleri yaşlı erkek avına çıkması ve sonunda avlayanın avlanana dönüşmesi… Bu kadar basit işte. Bir gün genç olan, ertesi gün yaşlanacak. Çıkaracağımız sonuç bu kadar net.
Bu basitlikler hoşuma gitti. Yazar, bunu vurgulamak için böyle bir öykü kitabı yazmaya girişmiş.