Akıl ve TutkuJane Austen
Jane Austen’ın ilk yayımlanan romanıymış...Akıl ve Tutku, birçok açıdan klasik Austen özelliklerini barındırsa da, bence beklenen duygusal derinliği ya da anlam yoğunluğunu tam olarak sunamıyor
Romandaki ana çatışma, aklın temsilcisi Elinor ile duyguların savunucusu Marianne arasındaki farklı tutumlara dayanıyor. Ancak bu iki karakterin yaşadıkları olaylar çoğu zaman okura güçlü bir gerilim veya büyüme duygusu vermekte zorlanıyor. Elinor’un sürekli duygularını bastırması anlaşılır olsa da, bu baskı okurla duygusal bir bağ kurmasını zorlaştırıyor. Marianne ise dramatik yapısıyla başlangıçta ilgi çekici olsa da, hikâye ilerledikçe kararları sorgulatıyor.
Bay Willoughby'nin dramatik dönüşü dışında, Edward Ferrars ve Albay Brandon gibi erkek karakterler bir hayli pasif ve zaman zaman renksiz kalıyor. Austen’ın diğer eserlerinde (örneğin Darcy, Knightley veya Wentworth gibi) erkek karakterlerin iç çatışmaları ve karizmaları anlatıya daha güçlü katkı yaparken, bu romanda erkek figürler daha çok olayların kenarında dolaşıyor gibi
Roman elbette Austen’ın gözlem yeteneği, sınıf ve kadın rolleri üzerine yaptığı keskin tespitler açısından değerli. Ancak bir okuyucu olarak hikâyeyi bitirdiğimde, ne bir iç huzur ne de bir “işte bu” duygusu yaşayabildim. Karakterlerin yaşadığı kırılma noktaları, sanki olması gerektiği için yazılmış gibi...
Ama yine de en sevdiğim Jane Austen kitabı sanırım bu...