Andre Aciman’ın Harvard Meydanı kitabını okurken karşıma çıkan bir kitaptı Portekiz Mektupları. Giriş bölümünde Çevirmeni Ayşen Gür’ün verdiği bilgilerle daha anlam kazanan bir okuma oldu benim için.
Eser, Portekizli bir rahibenin Fransız bir soyluya duyduğu aşkı anlattığı beş mektuptan oluşuyor. Uzun yıllar bu mektupların 17. Yüzyılda yaşamış olan Portekizli rahibe Mariana Alcoforado’nun Fransız Vikont de Chamilly adında bir soyluya yazdığı düşünülüyormuş. Hatta bu durumu kanıtlamak için Portekiz’de bir çok araştırma yapılmış ve rahibenin doğumu, yaşadığı manastır ve ölümü gibi detay bilgilere de ulaşılmış ancak mektupların portekizce asıllarına hiç bir zaman ulaşılamamış.
Daha sonra yapılan edebi incelemeler, metnin Fransız klasik tiyatrosunun trajik yapısına uygun biçimde kaleme alındığını ortaya koymuş. Bu bulgular, mektupların aslında Guilleragues Vikontu Jacques de Lavergne adlı bir Fransız soylusu tarafından yazılmış olabileceğini düşündürmüş. Çünkü eser, Guilleragues’in yazdığı, “saray edebiyatı” kapsamında değerlendirilen ve kökleri Ortaçağ’daki “courtois” (soylu aşklar) edebiyatına dayanan Valentinler adlı altmış küçük şiiriyle tarz ve içerik açısından büyük benzerlikler taşıyormuş.İlginç bir detay da şu: Bizim yazar Guilleragues Kral XIV. Louis’in elçisi olarak İstanbul’a gönderiliyor. Çok mahir bir diplomat olduğunu ortaya koyuyor ve 1685’de İstanbul’da hayata veda ediyor.
Portekiz Mektupları, bence karşılıksız bir aşkın hezeyanlarını ve hayal kırıklıklarını derinlemesine işliyor. Bu yönüyle psikolojik bir çözümleme yapmaya oldukça elverişli bir eser. O dönemin kadın statüsünden aşkın yaşanma biçimlerine, kız çocuklarına yeterince gösterilmeyen sevgi ve ilginin ilk gördükleri erkek figürüne aşırı bir bağlanmaya dönüşmesine kadar birçok alt metin barındırıyor.
Son olarak J.J. Rousseau’nun kitapla ilgili yorumu da beni benden aldı! Eve ya da manastırlara hapsedilen, her türlü eğitim ve çalışma, toplumda yer edinme hakkından mahrum bırakılan kadınlar için çok anlamlı bir tespit yapmış Sayın(!) Rousseau: “ Kadınlar genellikle hiçbir sanatı sevmez, hiçbirini bilmez; dehadan tümüyle yoksundurlar(…) Aşkı ne hissetmeyi, ne de anlamayı becerirler. Bildiğim kadarıyla yalnızca Sapho, bir de bir başka kadın bu kuralın dışında sayılabilirler. Portekiz Mektupları’nın bir erkek tarafından yazıldığına dünyada her şey uğruna bahse girerim.” (Bu cümlede katılabileceğim tek önerme bir erkek tarafından yazıldığıdır.)
Dönemi, aşkın uç noktalarını ve içsel gelgitleri anlamak istiyorsanız, Portekiz Mektupları okunmaya değer bir eser.