Spoiler içerir ..
Puan vermedi·524 syf.··
2025 80. kitabı
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Roman bu cümleyle başlar. Ve bu cümle, romanın geri kalan tüm sayfalarında yankılanan bir sızıya dönüşür. Kemal’in hayatını, yaşadığı aşkı, pişmanlıklarını ve zamanla şekillenen tutkusunu bu sözle anlamaya başlarız. Romanın başından sonuna kadar, insanın geçmişe dönüp baktığında ancak kaybettiği şeyin değerini anlayabileceği anlatılır, hem çok sade hem de çok derin bir hakikat. Kemal’in Füsun’a duyduğu şey klasik bir aşk değil, bir tür takıntıdır. Ama bu takıntı zamanla içe dönerek daha yalın, daha kırılgan bir sevgiye dönüşür. İlk başta Füsun bir arzu nesnesidir onun için. Toplumun belirlediği değerlerle, kendi tutkuları arasında sıkışmış bir adamdır Kemal. Ama Füsun gittiğinde… her şey başka bir şekle bürünür. Eşyaların, bakışların, sessizliklerin ve geçip giden zamanın içine yerleşmiş bir özleme dönüşür. Kemal’in Füsun’un evinden yürüttüğü küçük eşyalar — bir saç tokası, bir bardak, bir mendil — sıradan değildir artık. Onlar, anıların taşıyıcısıdır. Sevdiğimiz insanların bize bıraktığı şey, bazen sadece bir eşya olur. Ve bu eşyalar, onların yokluklarında nefes almamıza yardım eder. Masumiyet Müzesi bir bekleyiş romanıdır. Ama bir treni, bir kişiyi, bir haberi değil; insanın kendiyle yüzleşmesini bekleyişidir bu. Kemal her akşam Füsun’un evine gidip aynı koltukta otururken, aslında kendisini, insanlığını, pişmanlığını anlamaya çalışır. Romanın sonunda şu cümle kalır içimizde: “Şunu herkes bilsin ki, hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Bazen bir anı yaşarken fark edemeyiz kıymetini. Ancak geçtiğinde, sessizlik gelip oturduğunda yanımıza, o anı arar dururuz. Ve o zaman, bir eşyanın, bir sokak lambasının, bir bakışın ne kadar kıymetli olduğunu anlarız.
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,6bin okunma
·
155 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.