Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 18 Haziran 2025 23:22 Roman, ilk bakışta bir aşk hikâyesi gibi geliyor. Genç bir adam (Ömer) ve genç bir kadın (Macide), tanışıyorlar, birbirlerini seviyorlar ve sonra bir dizi hayal kırıklığı başlıyor. Ama aslında bu kitap aşkı anlatmaktan çok daha fazlasını yapıyor. Bireyin kendisiyle olan savaşını anlatıyor. Bahaneleri, korkaklıkları, kararsızlıkları… Ve en çok da: Sorumluluktan kaçışı. Nevzat Kaya hoca Flu TV'de bu tarz romanların kadınların toplumsal hayata dahil olmaya başlamasıyla erkekliğin yıkılışını ve kadınlığın yükselişini anlattığı söylemişti. O gözle okuduğumda kendisine hak verdim.
Ömer karakteri bana bazen çok sinir bozucu geldi. Sürekli bir şeyleri erteliyor, kararsız kalıyor, bir adım atmadan önce on kere düşünüp sonra yine hiçbir şey yapmıyor. Ve bütün bu zayıflıklarını “içindeki şeytan”a bağlıyor. Bu “şeytan” erkeklerin toplumsal hayatın gerisine düşmeye başlamasıyla beraber karakterin bahanesi olmuş. Güçsüzlüğün ve korkaklığın simgesi.
Macide karakterinin ise başından itibaren güçlü bir duruşu var. Sorgulayan, düşünen bir kadın. Giderek toplumda yükselen güçlü kadın imgesi. Belki biraz fazla fedakâr ama zamanla bunun farkına varıyor. En sonunda kendi yoluna gitmeye karar verdiğinde, romanın en etkileyici yerlerinden biri olduğunu düşündüm.
Sabahattin Ali'nin diline hayranım kitaplarını da seviyorum. Ne çok süslü, ne de kuru. Doğrudan ama derin. Okurken sanki karakterlerin yanındaymış gibi hissediyorsun. Diğer romanları da aynı kaliteye sahipti. Bence Kürk Mantolu Madonna'dan daha güzel ve kaliteli bir kitap. Herkese tavsiye ediyorum.