Her incelememde olduğu gibi yine sözlerime bu işi beceremediğimi söyleyerek başlamak istiyorum.
Her zaman yaptığım gibi kitabı elime aldığımda isminden hikayesini anlatmaya çalıştım. Fakat aklımda bir şey canlanmadı. Bu da kitabı daha esrarengiz yaptı benim gözümde. Okumaya başladım. Dili oldukça sade. Uzatılmadan kurgulanmış bir hikaye. Bu da çok hoşuma gitti. Daha ilk bölüm bitmeden ilk şokumu yaşadım. Ağlamadım desem yalan olur. Ağladım da . Sanırım Fatoş karakteri ile kendimi çok bağdaştırdım. Çok benzeyen bir hikayemiz vardı. Onun yaşadıklarını okuyunca duygulanmamam elde değildi. Bu yüzden daha ilk sayfalardan beni içine çekmeyi başardı.
Dinlene dinlene okurum dediğim kitabı soluksuz okudum ve bitirdim. Çünkü cidden öyle bir içine alıyor, öyle bir merak ettiriyor ki; "Ne olacak acaba? Yeni sayfada beni ne bekliyor?" diye düşünmeden duramadım. Kendime de şaşırdım kitabım bu kadar akıcı olmasına da.
Bazı sözler iç dünyamda beni düşüncelere sevk etti. Küçük çaplı aydınlanmalar yaşadım.
Ahh Fatoş...
Ahh Oktay...
Ciddi manada söylüyorum. Okuyun okutun arkadaşlar.
Kısa ve öz bir hikaye, asla boşa geçen bir zaman olmadı.
Eminim sizler de seveceksiniz.
Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim
Ve bir kez daha sevgili yazar Selahattin Tomar'a çok teşekkür ederim