·224 syf.····Okunma: 20 Haziran 2025 00:59 Kafamın meşgul olduğu(ne zaman meşgul değil ki) bir dönemde okuduğumdan mı, kişisel gelişim kategorisi olmasından dolayı mı yavaş ilerledim bilmiyorum. Kitap bittiğinde üzerine düşündüğüm ya da farkındalık kazandıran şeyler neler oldu sorusunu kendime sordugumda altını çizdiğim yerleri tekrar dönüp taradım. Okumaya başladığımda baştan itibaren notlar alsaydım daha sağlıklı olacaktı ama inceleme yazmak gibi bir niyetim yoktu.
“Bir sorun varken sorun ifade etmezsen aslında karşındaki insanı senin için yapabileceklerini kısıtlıyorsun.“ bu alıntı bana son yıllarda gittikçe yoğun olan insanlara tahammülsüzlüğüm hakkında düşündürdü. Evet insanlara problemleri ifade etmek gerekiyor ki karşındaki insan rahatsız olduğun şeyi yapmasın. Ancak kişilikle ilgili problemlerle, kişilikten kaynaklanan problemlerde ne yapacağız? Başta fark etmediğimiz ancak zamanla gözlemlediğimiz davranışlar karşısında ne yapacağız? Örneğin kişinin dili ağzında sadece dedikodu için turluyorsa, senin yanında makamın için duruyorsa, yaşına yakışır olgunlukta hareket edip konuşmuyorsa, ilişkilerin temelini salt çıkarı oluşturuyorsa bu insanı nasıl uyaracaksın?
“İnsan en çok kendi kendine söylediği yalanlara inanır.” Ben kendime hangi yalanları söyledim, söylüyorum? Burası şokomelli olduğu için bana kalsın.
“Senin sahip olduğun ustalık, dışarıdan bakan insanlarca kabaca değerlendirilir.” Emeğimin değerlendirilmesi konusundaki hassasiyetimin sağlıklı olmadığını fark ettim. Zira benim yetkinliğime ulaşamadığı için açığımı arayan insanların bile eleştirilerini gereğinden fazla ciddiye aldığımı fark ettim. Bu konuyla ilgili kitapta geçen aklımda kalan güzel bir tavsiye var(muhtemelen yazar daha güzel ifade etmişti de ben kendimce şöyle ifade ediyorum: karşındaki insanın önerisini ciddiye alıp bu öneri doğrultusunda hareket ediyor musun ki eleştirisini ciddiye alasın? Eleştiride karşındaki insanın çapını iyi değerlendirmek gerekiyor. (“ne verdin elime, ne çalayım yüzüne” tadındaki kendi ifadem yerine doğru alıntı için bkz: Tony Robbins’e ait çok sevdiğim bir söz var; “Tavsiyesini istemeyeceğiniz birinin eleştirisini kabul etmeyin.”)
“Çok ilginç bir şey var, bazı sistemler zehirli olabilir. Bu bir aile, iş yeri ya da arkadaşlık grubu sistemi olabilir. Bu sistemlerdeki dengeler patolojik olarak oluşmuştur. Sen buradaki sağlıklı kişiyi isen sistemdeki tüm oklar senin üzerine çevrilecektir; o sistemin sorunlu kişisi sen olacaksındır.” Bunu okumak iyi geldi. Özellikle iş yeri iş arkadaşları bağlamında bunu okumak kendimi iyi hissettirdi. Bunu duymaya ihtiyacım varmış.
“Yine hatırlamanı isterim, bazı insanlar kendi içlerindeki savaşı başka insanlar üzerinden verir.” Acaba başkalarında kızdığım hangi özelliğin hangi davranışın kendimde olduğunu düşünüyorum da başkalarının o davranışına bu yüzden tahammül edemiyorum?
“Elinden geleni yapmak ile mükemmeliyetçilik arasındaki fark; ilkinin işlevsel ve gerekli seviyede olması, diğerinin ise kendini diğer insanlara kanıtlama çabası olması.” Elalem için bu kadar titizlenmeye gerek var mı?
Ayrıca yazar yine bir bölümde hayatta keyif alınacak şeylerden bahsediyor ve burada bir şey dikkatimi çekti bir sepet metaforu kullanıyor ve diyor ki o anda istediğin şey daha fazla önceliğe sahip olabilir ama bu sepetindeki olması gereken diğer şeylere mani olmamalıdır. Ben bir konuya odaklandığımda konsantrasyonumu sadece o konuya gereğinden fazla yoğunlaştırıyor olabilir miyim?
Yazar filozof Arthur Schopenhauer’den çok kısa bahsediyor. Filozof insan hayatının arzuların peşinde koşulması ve sonrasında hissedilen tatminsizlik döngüsünden ibaret olduğunu söylüyor. Arzular tatmin edildiğinde bir yenisi ortaya çıkar ve insan bu seferde onu tatmin etmeye çalışır. Daha önce nihai tek bir amacın daha kıymetli olduğunu düşünürken aslında en güzelinin küçük hedefler belirlemek olabileceğini düşünmedim değil.
Yazar yine ben özelim düşüncesinin çarpıklığından bahsediyor. Ben özelim düşüncesinin kişiyi daha hassas daha kırılgan daha bencil yaptığını söylüyor. Acaba ben de ben özelim düşüncesine sahip olduğum için mi bu kadar yalnızlaştım, tahammülsüzleştim? Üzerine düşünmeli.
Sonuç olarak yalapşap yazmanın dayanılmaz hafifliği ile keyifli okumalar dilerim.