10/10
·278 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 18:16
Kadınlar Ülkesi” (El país de las mujeres) adlı roman, feminist ütopya türünde yazılmış bir eserdir bu türü seviyorsanız mutlaka okumanız gerekir diye düşünüyorum. Roman, Latin Amerika’da hayali bir ülke olan Faguas’ta geçer. Bu ülkede kadınlardan oluşan bir siyasi parti olan Kadınlar Partisi (PIE) iktidara gelir ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde radikal reformlara imza atar. Yazar, bir ütopya anlatmaz aslında. O, ütopya ile gerçek arasındaki köprüyü yazının içinde kurar. Faguas adını verdiği hayali ülke, bir coğrafyadan çok bir fikir gibidir. Kadınların yönetime geldiği, kurumsal şefkatin tesis edildiği, adaletin yalnızca yargıdan ibaret olmadığı bir hayal ülkesidir bu. Ama ne var ki bu hayal, düşsel olmakla kalmaz; tam tersine, yaşadığımız hayatın en gerçek çatlaklarına parmak basar. Kadınlar Partisi’nin (Partido de la Izquierda Erótica) adı bile tek başına bir meydan okumadır. Erotik sözcüğü, burada cinsel çağrışımlarından sıyrılmış, yaşam enerjisini, duyumsal bilgeliği, dönüşüm iradesini simgeler hale gelmiştir. Bu, aynı zamanda siyaset sahnesine arzunun, estetiğin, sezginin ve bakımın taşınmasıdır. Politik olanla kişisel olanı, radikal bir biçimde birbirine bağlayan bir anlayıştır bu. Romanı okurken, kendime sık sık şu soruyu sordum: Kadınlar yönetime geldiğinde her şey değişir mi? Belli’nin verdiği cevap, ne saf bir iyimserlik ne de umutsuz bir gerçekçilik içeriyor. O daha çok, bir “nasıl oluru varsa öyle olabilir”in peşinde. Kitapta kadınlar iktidarı ele geçirmiyor iktidarı dönüştürüyor, hatta bir ölçüde onu reddediyor. Erkek egemen yapının silahlarıyla değil; şefkatle, sabırla, adaletle kurulan bir sistem öneriyor…. Bana kalırsa romanın en çarpıcı yönü, “başka türlü” bir yaşam biçiminin yalnızca mümkün olduğunu söylemesi değil; bu başka türlülüğün nasıl kurulacağını adım adım göstermesi. Kadınlar Partisi’nin gündelik siyasette, eğitimde, kent planlamasında, adalette ve hatta cezalandırma biçimlerinde getirdiği farklılıklar, politik ütopyaların sık sık düştüğü soyutluk tuzağından sıyrılmasını sağlıyor. Ve belki de romanın asıl cevheri, şu cümlede gizli: “Biz bu ülkeye annelik etmeye gelmedik. Onu birlikte büyütmeye geldik.” Annelik burada geleneksel anlamıyla değil; kapsayıcı, kollayıcı ama özneye saygılı bir ilişki biçimi olarak düşünülmüş bence . Kadınlar, şefkati bir yönetim biçimine dönüştürürler. Disiplin ile merhametin birlikte var olabileceğini kanıtlarlar. Kadın olmak, sadece kadınların yaşadığı bir deneyim değil artık bir anlayış, bir etik, bir yaklaşım haline gelir. Neyse çokta uzatmak istemiyorum aslında… sonuç olarak herkesin kitap hakkında düşündükleri ve deneyimleri farklı olabilir kendi deneyimimi kendi meşrebimce ve dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım…. Son Söz Yerine: Bir ülke düşleyen her kadın, önce kendi kalbine devrim yapar. Çünkü değişim, önce bir inançla başlar: “Bu böyle gitmez.” Gioconda Belli’nin kaleminden süzülen Kadınlar Ülkesi, yalnızca bir roman değil; var olan düzenin sınırlarına çekilmiş bir kırmızı çizgidir. Siyasetin öfkeli bağırışlarının, ekranlarda parlayan erkek yüzlerin, gür seslerin hüküm sürdüğü bir çağda, bir kadın sessizce söz alır – ve bu söz, bin yıllık suskunlukların yankısı gibidir. Bu kitap, yalnızca bir iktidar değişiminin hayalini kurmaz. O, bizzat iktidarın doğasına dair bir başkaldırıdır. Ne tank ister bu devrim, ne kurşun. Onun silahı: şefkat, adalet ve dayanışmadır. Kadınların diliyle, kadınların bakışıyla yeniden kurulan bir ülke tahayyül eder. Çünkü o bilir ki en büyük devrim, toplumun sinir uçlarına değil, vicdanına dokunanıdır. Kadınlar Ülkesi, ütopyaların rafında unutulacak tozlu bir kitap değildir. O, gerçekliğe doğru uzanmış bir parmak gibidir. “İmkansız” denilenin aslında kimin çıkarına imkansız kılındığını sorar. Kadınlara değil, herkese seslenir: Dünyayı şefkatle yönetmeyi denedik mi hiç? Sokaklar erkeklerin adlarını taşırken, hapishaneler kadınların hikâyeleriyle dolarken, adalet terazisinin kefesi yıllardır kırıkken… Bu roman bir cevap değildir; ama soruyu büyüten, uzatan, çoğaltan bir manifestodur. Kitabı kapattığınızda, yaşadığınız topraklara bir kez daha bakın. Hangi sokaklarda hiç kadın yürümemiş gibi davranılıyor? Hangi mikrofonlar kadınların sesine hala sağır? Hangi yasalarda “annelik” kutsanırken, kadının iradesi hala yok sayılıyor? Gioconda Belli’nin kurduğu ülke belki gerçek değil. Ama onun yokluğu, yaşadığımız dünyanın en çarpıcı gerçeği. Ve bu yüzden: Kadınlar Ülkesi sadece okunacak değil; kurulacak bir ülkedir. Ek Okuma ve Kaynaklar • Naomi Alderman – Gücün Şiddeti • Ursula K. Le Guin – Karanlığın Sol Eli • Silvia Federici – Caliban ve Cadı • Bell Hooks – Feminizm Herkes İçindir • Roxane Gay – Kötü Feminist Keyifle okuyun….!!!!
Kadınlar ÜlkesiGioconda Belli · Sel Yayınları · 202087 okunma
··
404 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.