“Kadınlar Ülkesi”
(El país de las mujeres) adlı roman, feminist ütopya türünde yazılmış bir eserdir bu türü seviyorsanız mutlaka okumanız gerekir diye düşünüyorum.
Roman, Latin Amerika’da hayali bir ülke olan Faguas’ta geçer. Bu ülkede kadınlardan oluşan bir siyasi parti olan Kadınlar Partisi (PIE) iktidara gelir ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde radikal reformlara imza atar.
Yazar, bir ütopya anlatmaz aslında. O, ütopya ile gerçek arasındaki köprüyü yazının içinde kurar. Faguas adını verdiği hayali ülke, bir coğrafyadan çok bir fikir gibidir. Kadınların yönetime geldiği, kurumsal şefkatin tesis edildiği, adaletin yalnızca yargıdan ibaret olmadığı bir hayal ülkesidir bu. Ama ne var ki bu hayal, düşsel olmakla kalmaz; tam tersine, yaşadığımız hayatın en gerçek çatlaklarına parmak basar.
Kadınlar Partisi’nin (Partido de la Izquierda Erótica) adı bile tek başına bir meydan okumadır. Erotik sözcüğü, burada cinsel çağrışımlarından sıyrılmış, yaşam enerjisini, duyumsal bilgeliği, dönüşüm iradesini simgeler hale gelmiştir. Bu, aynı zamanda siyaset sahnesine arzunun, estetiğin, sezginin ve bakımın taşınmasıdır. Politik olanla kişisel olanı, radikal bir biçimde birbirine bağlayan bir anlayıştır bu.
Romanı okurken, kendime sık sık şu soruyu sordum: Kadınlar yönetime geldiğinde her şey değişir mi? Belli’nin verdiği cevap, ne saf bir iyimserlik ne de umutsuz bir gerçekçilik içeriyor. O daha çok, bir “nasıl oluru varsa öyle olabilir”in peşinde. Kitapta kadınlar iktidarı ele geçirmiyor iktidarı dönüştürüyor, hatta bir ölçüde onu reddediyor. Erkek egemen yapının silahlarıyla değil; şefkatle, sabırla, adaletle kurulan bir sistem öneriyor….
Bana kalırsa romanın en çarpıcı yönü, “başka türlü” bir yaşam biçiminin yalnızca mümkün olduğunu söylemesi