Gioconda Belli

Gioconda Belli

Yazar
8.5/10
60 Kişi
·
172
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.190
Gösterim
Adı:
Gioconda Belli
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
9 Aralık 1948
Şair ve romancı Gioconda Belli varlıklı bir ailenin kızı olarak 1948'de Managua'da dünyaya geldi. Genç yaşta evlendikten ve bir çocuğu olduktan sonra, Somoza diktatörlüğünü devirmek için mücadele eden Sandinistalar'a katıldı. 1975'ten, Sandinistalar'ın diktatörlüğe son verdiği 1979 Devrimi'ne kadar Meksika ve Kosta Rika'da geçen sürgün yıllarında silah kaçırmak da dahil olmak üzere çeşitli gizli görevler üstlendi. 1979'da Nikaragua'ya döndükten sonra iletişim ve propaganda alanında çalıştı; Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin uluslararası tanıtımında görev aldı. 1990'da FSLN'nin seçim yenilgisinin ardından edebi çalışmalarına hız verdi.

Belli, ilk şiir kitabı Linea de fuego (Ateş Hattı) ile 1978'de Latin Amerika'nın en saygın edebiyat ödülü olan Casa de las Américas'ı kazandı. Tenimdeki Ülke: Nikaragua bir kadın Sandinista'nın kaleminden çıkan ilk edebi anı kitabıdır. Yazarın şimdiye kadar Türkçede Portakal Ağacında Oturan Kadın (Papirüs, 1993) adlı yarı otobiyografik romanı ile Seni Sevebilmek Nikaragua (Doruk, 1999) adlı şiir kitabı yayımlanmış, ayrıca çeşitli dergilerde şiirleri çıkmıştır. Öteki eserleri: Sofia de los Presagios (1988), Waslala, Memorial del Futuro (1996), El Pergamino de la Seducción (2005
Özgür olmayı, düşünmeyi, kitap yazmayı, istediği zaman çocuk sahibi olmayı seviyordu ve örtülere sarılı ya da görünmez olmaya zorlanan kadın fikrinden nefret ediyordu.
“Savaştaki insanların farkı neydi? Kendilerince haklı gördükleri nedenleri savunmak için birbirlerini öldürmeye karar vermiş silahlı iki adam arasındaki temel fark nerede yatıyordu?”
Kahramanlığa tapınmanın uzun yıllar insanları vatan için ölmeye teşvik ettiği Faguas'ta korkaklık sağlık işaretiydi. Şehitliğin yüceltilmesi nesilden nesile aktarılan bir hastalıktı. Ölüler saygı duyulasıydı ama canlıların hiçbir değeri yoktu. Lütfen. Dünya ışık hızında ilerliyordu ve onlar hâlâ bir tür ölüsevicilikte çakılıp kalmışlardı. Ölüme tapmak ne kadar da erkeksi! En güzel anıtlar, ebedi alevler, dikili taşlar, zafer kemerleri hep tanınan, hatta tanınmayan askerler içindi. Kadınlar çocuk doğurmak için çabalayıp duruyor, ellerinden geleni yapıp ölmeye bu kadar hazır erkekçikleri besleyip büyütüyor ve onlar adına ancak o çirkin ve içler acısı anıtları dünyanın en sıkıcı parklarına dikiyorlardı.
Bu parti kilise gibi, derdi patronu, sübyancı rahipleri koymuyorlar, pisliklerini başka bir yerde yapsınlar diye başka yere sürüyorlar.
328 syf.
·1 günde·9/10
Bu aralar güçlü devrimci kadın yazarlardan çok güzel kitaplar okuyorum. Gioconda Belli onlardan biri. Kendisi varlıklı bir ailede dünyaya gelmesine rağmen, gecekondu insanlarının, işçi sınıfının haklarını savunan eylemlerde bulunmuş. Portakal Ağacında Oturan Kadın'da onun hayatından kesitler sunan, yarı otobiyografik tarzda bir roman.
Genç ve güzel Lavinia bir alışveriş merkezinin projesi ile meşgulken hemen yanında bulunan gecekondu mahallesinde yaşayan insanlarla tanışır, onların hikayesinden çok etkilenir. Kısa bir zamandan sonra burada yaşayan insanların kenara itilmişliği onu çok etkilemeye başlar ve kendi sınıfından uzaklaşarak yoksul halka yanaşır. Onlar için mücadele etmeye başlar. Aynı zamanda Nikaragua ile birlikte diğer Ortay Amerika toplumlarının devrim mücadelesini de okuyoruz. Tavsiye ediyorum.
355 syf.
·5 günde·10/10
Sizi olağanüstü etkileyen ve okurken içine çeken bir kitabı bitirir ve sonra kitabın kapağını kapatırsınız, gerçek hayata dönmüş olursunuz ama gerçek hayatta bu sefer sizi sarmaz işte tam öyle bir durumdayım:)

Kitap tarihsel bir direnişi ele alıyor diyebilirim. İspanyollların Nikiguara, Faguas (Latin Amerika) gibi yerleri sömürgeleştirmesinden, günümüz faşist generallerine kadar süren bir direniş. Düşmanlar hep aynı, mücadele biçimleri aynı ama bitmek bilmeyen savaş ve bu savaşın getirdiği yoksulluk, yabancılaşma, suça yönelim ne ararsan var kısacası.

Lavinia baş karakterdir. Kendisi ülkesinde saygın pozisyonda olan bir kadın mimar. Ve her şeye sahip rahat bir ev, güzel bir iş, estetik çekicilik. Günümüz insanlarının aradığı her şeye sahip ama eksikliği ise sevgi. Bu sevgiyi ise iş arkadaşı Felipe'de bulur. Felipe ise bir gerilla, bir milistir. Felipe ile Lavinia ilişkisi boyunca Lavinia tamamıyla anlam arayışına düşer ve sahip olduğu her şeyi kurtuluş mücadelesine verir. Mücadele içinde erkek-kadın çelişkisini fark eder ve kadın mücadelesini daha çok göğüsler. Sömürge bir yerde kadın olmak çok zordur bunu görürüz.

Okyanus aşırı topraklarına götüren bu kitapta oldukça sır olduğunu gördüm. Az çok benzer mücadele yaşadığımız bu topraklarda verilirken aslında kadınlar için ülke,zaman fark etmiyor hep ikinci planda olduğunu gördüm.
Yeni bir coğrafya ve yeni mücadele, kültür tanımak isteyenler okumalıdır. Kitapta son biraz belirsiz olmuş. Acaba bu Gerilla mücadelesi gerçekten oldu mu ya da kurgu acaip merak ettim ( bu konuda bilgisi olanlar yazarsa sevinirim.) Kitap sonunda Türkiye'de benzer mücadeleleri esas alan kitaplar olması oldukça yararlı. Belki onları kendimize daha yakın hissederiz.

Kelimelerle anlatamam ama bıraktığı hisler çok oldu. Resmen Lavinia'da kendi eksikliklerimi fark ettim. Felipe'de kendi erilliğimi fark ettim. Sebestianda ise kendi bilgiye aç oluşumu gördüm. Flor gibi ise bağlılık yoldaşlık sevgisinin gördüm.

Bize uzak olmayan ama canavar gibi gösterilenlerin özgürlük mücadelesini anlatan kitap oldukça değerlidir.
278 syf.
Her şey yanardağın patlamasıyla mı başladı yoksa yanardağ zaten gerçekleşecek kaderi hızlandırdı mı bilmiyorum..

Faguas'ta yanardağın patlamasıyla oluşan duman çok tuhaf bir hastalık yarattı. Erkeklerin testosteron hormonunu yok denecek seviyeye indirdi. Bu durum erkeklerde enerji düşüklüğü, uyuşukluk gibi etkilere neden oldu.
Erkekler artık işe gitmek istemiyor, eşleriyle ilgilenmiyor, sürekli uyuyan amaçsız bir yaşam sürmekte.
Bu durum bir süredir devletteki yolsuzlukları, tecavüzleri, haksızlıkları ortadan kaldırmak isteyen bir grup kadını harekete geçirdi. Erotik Sol Parti ismiyle seçimlere katılan Viviana ve ekibi başta kadınlar olmak üzere büyük bir destek gördü.
En büyük hayali tankları toz pembeye boyamak olan Viviana ülkede erkek egemen olan her şeyi ortadan kaldırmak istiyordu.
Ta ki bu yeni hükumete karşı olan birisi bir miting esnasında Viviana'ya iki el ateş edinceye kadar.
.
.
Kitap ESP lideri Viviana'nın vurulmasıyla başlıyor. Hem şimdiki zaman hem de geçmişte geçiyor hikaye. Bir devletin ne kadar yozlaşmış olduğunu, kadınların yönetimde söz sahibi olursa nasıl bir sistem ortaya çıkacağını o kadar güzel anlatmış ki yazar; etkilenmemek elde değil.
Bölümlerden oluşması, bazı bölümlerde gazete küpürlerine, yasa maddelerine yer verilmesi gerçekmiş hissi veriyor.
.
Kitap: 8
Çeviri: 9
Kapak: 7
328 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Nikaraguali yazar Gioconda Belli 'nin yazdığı bu kitap yazarın kendi hayatından da izler taşıyor. Ana karakter Lavinia başarılı bir mimardır.Zengin ve maddi zorluklardan uzak bir aileden gelmesine rağmen çevresindeki sömürü ve eşitsizlik onu uyandırır ve devrim mücadelesinin içine girer.
.
Hem Nikaragua hem de Kızılderililerinin İspanyollara karşı mücadelesi işleniyor kitapta.Onlarin kahramini da Yarince ve İtza .İspanyollara karşı savaşmış İtza direnişçi bir kadındır bir portakal ağacında yeniden hayat bulmuş ve Lavinya'nin direnme gücünü tasvir ediyor kitap boyunca da şiirsel bir dille anlatılıyor o bölümler ve bu çok etkiliyici olmuş .
.
İç içe geçen iki romandan oluşan kitap iki kadının özgürleşme mücadelesini, aşkını anlatıyor. .
Çok beğenerek okudum uzun uzun anlatmak isterdim ama çok da yazmak istemiyorum okumanızı kesinlikle öneririm. Her sayfasını tartışmak istediğim ender kitaplardan ...
.
328 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Uzun süredir beni bu kadar etkileyen bir kitap okumamıştım. (Uzun süren bir susuzluktan sonra kana kana içilen bir tas su gibi.) Hem duygusal açıdan hem de düşünsel açıdan. Duygusal yönden yarattığı etki bir yana düşünsel anlamda bana katkısından dolayı çok mutlu oldum.
Nikaragua'da geçen ve gerçekliğinden şüphe edilmeyecek kadar gerçek bir hikaye. Dünyanın bütün halklarının yaşadığı ortak sorunlardan ötürü yabancı kalamayacağınız bir gerçeklik. Kanlı İspanyol katliamı ile başlayan bir tarihin, asırlar sonra kendi soyunun eliyle devam etmesi üzerine, güzel bir roman.
Özellikle zamanlar arası geçişleri yerinde yapması, kaderin, tarihin hiçbir zamanında değişmediğini göstermesi açısından çok iyi olmuş.
Çevirenin de ayrıca eline sağlık diyorum.
328 syf.
·35 günde·8/10
Roman olduğu kadar da feminist bir kitap. Sorguluyor sorgulatıyor kadın rolü ne, olduğu yaşandığı gibi mi yoksa değişmesi gereken başka şeyler de var mı? Bir şeylerin değişmesi gerektiğine inançları ve cesaretleri olan insanların okuması gereken bir eser. Tıpkı Lavinia gibi. O inanmak istiyordu hepsi bu ve adımını attı. Ara ara mantığının ve kalbinin arasında takılan bir kadın da göreceksiniz ve kalbinin seçtiği yoldan gittiğini de. Bu yüzden hayatımızdan yaşama yön veren kararlarımızdan biz sorumluyuz ve bu hafife alınmamalıdır.Kitabı okumaya karar veren arkadaşlara tavsiyem ara vermeden okumaya bakın, ara verince bütün kitaplar sihrini kaybeder.
328 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Genç, güzel ve zeki bir mimar olan Lavinia, anne-babasının da dahil olduğu yüksek kesimle bağlarını koparamayan fakat bu kesimdekilerle tam olarak da bütünleşemeyen biridir. Bu kopukluğu, yeni iş yerinde aşık olduğu Felipe ve Felipe'nin Ulusal Kurtuluş Hareketi ideolojileriyle beraber gittikçe artmaya başlar. Bir alışveriş merkezinin planlaması sırasında o bölgede yaşayan yoksul insanların mağdur edilmesini ve değersizleştirilmesini acı bir şekilde gören Lavinia, yaşadığı toplumu, sınıflararası farklılıkları ve mevcut hükümeti sorgulamaya başlar. Ulusal Kurtuluş Hareketine katılmaya ve değişim için elinden geleni yapmaya karar kılar. Bu süreçten sonra Lavinia için her şey değişmeye, eski çevresini, şık baloları, partileri ve kadının toplumdaki aktif konumunu da bambaşka bir bakış açısıyla görmeye başlar.
Öncelikle bu kitabı okumak için çok bekledim benim için çok değerli bir arkadaşımın önerisiydi. Bir insan niçin nasıl yaşar sorusuna bir kadının rengiyle iç monologlarıyla cevap veren yıldızlarla süslenmiş bir kitaptı.Çoğu insanın sahip olmak istediği aristokrat bir yaşamı bırakıp hakikatin dehlizini arayan cesaretli bir kadın anlatılmış.Latin Amerika’nın sömürülen dünyasında o direngen ruhla bir kadının dokunuşunu gözler önüne seriyordu.Var olan gerçekliği kabul etmemek korkunun o yok edici islerinden kurtulup yeni bir zihniyetle yaşamı yoğurma çok güçlü bir kişilik ve incelik ister bu da ancak bir kadına yakışır.Kitapta beni en çok mutlu eden şey duygular dünyasına bu kadar yoğun girilebilmesiydi.Kadın erkek ilişkisi çok güzel açılmıştı.Aşkın özgürlükle aynı limanda olduğu ve bizimde bu limana varmak için tüm fırtınalara rağmen durmadan mücadele eden yürekler topluluğu olduğumuz bir kez daha bende yer edindi.Kadının kadın yoldaşıyla kurduğu ilişki birbirini anlama hissetme herhalde hiçbir erkeğin anlamayacağı bir şey çünkü onların dünyasında sertlik savaş ve güç gösterileri yatıyor.Ne kadar her şeyi başarabilse de erkeklerin onu kadın olduğu için klasik bakışlara maruz bırakması toplumdaki gerçekliği çok güzel gösteriyordu.Klasik kadınlarla kurduğu ilişki kadınların bunla savaşmak yerine nasıl bir savunma mekanizması geliştirdiklerini acıyarak okudum .Bir devrim olacaksa eğer önce zihniyetler değiştirilmeli bu üst aklın yukardan gelen emirleri ile değil kişinin kendi içindeki vicdanın hareketlenmesiyle gelişir.Korkunun sıradanlığına sıkışmışlığına bazen hepimiz kapılabiliriz fakat önemli olan yeni bir yaşamı yaratabilme gücünü kendimizde bulabilmemiz öbür türlüsü bedenlerimiz üzerindeki başları bize ait olmayan zombilere dönüşürüz.Usul usul insan olan yanlarımız ölüyor ,yok oluyor gözlerin parlaklığı,sessizleşiyor yürekler ...Bir kadının sönmeyen cesaretini görmek istiyorsanız okuyun derim

Yazarın biyografisi

Adı:
Gioconda Belli
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
9 Aralık 1948
Şair ve romancı Gioconda Belli varlıklı bir ailenin kızı olarak 1948'de Managua'da dünyaya geldi. Genç yaşta evlendikten ve bir çocuğu olduktan sonra, Somoza diktatörlüğünü devirmek için mücadele eden Sandinistalar'a katıldı. 1975'ten, Sandinistalar'ın diktatörlüğe son verdiği 1979 Devrimi'ne kadar Meksika ve Kosta Rika'da geçen sürgün yıllarında silah kaçırmak da dahil olmak üzere çeşitli gizli görevler üstlendi. 1979'da Nikaragua'ya döndükten sonra iletişim ve propaganda alanında çalıştı; Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin uluslararası tanıtımında görev aldı. 1990'da FSLN'nin seçim yenilgisinin ardından edebi çalışmalarına hız verdi.

Belli, ilk şiir kitabı Linea de fuego (Ateş Hattı) ile 1978'de Latin Amerika'nın en saygın edebiyat ödülü olan Casa de las Américas'ı kazandı. Tenimdeki Ülke: Nikaragua bir kadın Sandinista'nın kaleminden çıkan ilk edebi anı kitabıdır. Yazarın şimdiye kadar Türkçede Portakal Ağacında Oturan Kadın (Papirüs, 1993) adlı yarı otobiyografik romanı ile Seni Sevebilmek Nikaragua (Doruk, 1999) adlı şiir kitabı yayımlanmış, ayrıca çeşitli dergilerde şiirleri çıkmıştır. Öteki eserleri: Sofia de los Presagios (1988), Waslala, Memorial del Futuro (1996), El Pergamino de la Seducción (2005

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 172 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 120 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.