·302 syf.····Okunma: 15 Haziran 2025 00:00 1. ÖZET
1970-77 yılları arasında yazdığı roman taslaklarını, kısa ve uzun vadeli gelecek planlarını, yazarlar ve edebiyat hakkında yazılarını ve ölmeye yakın yalnızlıklarını ve hastanede geçirdiği günleri içeriyor günlük. Üstelik her sayfanın yanına Atay'ın kendi el yazısıyla yazılmış biçiminin verilmesi de okurken ayrı bir zevk ve yazara yakınlık hissi veriyor. Ayrıca son kısımda 'Albüm' başlığı adı altında Oğuz Atay'ın aile fotoğrafları, çoğunu Ara Güler'in çektiği kendi fotoğrafları ve Londra tedavisinde kızı Özge'ye ve berberine yazdığı mektupların görselleri bulunmakta. Aşağıya tüm görselleri bırakacağım.
2. GİRİŞ
Tutunamayanlar'ın kahramanı olan Selim'in günlük tutuşuna ve bu davranışından mütevellit sonunun pek hayırlı olmayacağına gönderme yaparak başlıyor 25 Nisan 1970'te satın aldığı günlüğüne Atay. Ardından, "Bu defter kaydetsin beni, dert ortağım olsun. 'Kimseye söyleyemedim, içimde kaldı, kayboldu,' dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız." gibi oldukça derin sarsıcı ve anlamlı bir şekilde kapatıyor defterinin ilk sayfasını.
3. ROMAN TASLAKLARI
"İkinci kitabımda herkesin saldırdığı ve saldırmakta haklı olduğu bir adamla, herkesin hor gördüğü bir kadının macerasını yazacağım." Burada yazar, Tehlikeli Oyunlar'ın Sevgi ve Hikmeti'nden bahsediyor. Onların nasıl bir tipleme olacağından, aralarındaki ilişkiden, Tutunamayanlar kitabındaki karakterlerle bağlantısından,-Selim'in olumlu oluşuna karşılık hikmetin küçük hesapları olan olumsuz bir tip olması gibi- Hikmet'in okumadığı kitapları okumasından, kötü bir adam olmasından, perşembe gününü sevmemesinden, çocukluğundan...
Çehov'un 6 Nolu Koğuş'daki deli adamla işlediği temayı ya Tehlikeli Oyunlar ya da başka bir kitapta başlı başına ele almak istediğini belirten Atay, "Games People Play" (Oyunlarla Yaşayanlar) çalışmasının da planından ve kurgusundan bahseder. Coşkun, Emel, Saffet gibi kahramanların özelliklerini, oyunların gerçek yaşantıyla olan bağlarını, ülkeye yapılan eleştirileri içeren kurguyu; 1- Vakit geçirme, 2- Ayin, 3- Oyun, 4- Yakınlık kurma, 5- Eylem düzleminde ifade ederek kitabın arka planında nelerin yattığını bizlere sunar. İkinci perdede tüm oyuncuların "Çoşkunun Rüyası'nı" oynadığını:
[Sosyal Seviye]
1. Sırt Okşama
2. Kültür Çorbası
3. Çocuklar Ülkesi
[Kişisel Seviye]
1. Bana çok yazık oldu
2. Neden bir kahraman değilim?
3. Herkes oyun oynuyor
4. Bugün hastayım, oraya gidemem
5. Ölümle oynanmaz
6. Tanrı vardır, Tanrı yoktur
Kalan sahneleri ise diyaloglar ve kısa maddelerle yazmıştır Atay. Temaları; ülkede kültür kargaşası, insanlarımız oynuyor, kimse acıyı ve sevinci yaşamıyor olarak belirlemiştir 'Oyunlarla Yaşayanlar' için.
4. TÜRKİYE'NİN RUHU
Oğuz Atay'ın tamamlayamadan bizlerden ayrıldığı, kendini okutmamasına rağmen sanki bir başyapıt gibiymişçesine hissettirdiği bu projenin günlükte adını görmek pek bir hoştu. "Şimdi Türkiye'nin Ruhu'nu yazsam (ah nerde!) çaktım F.W. 'der hemen. Ahmaklar her ülkede var. Yani her ülkenin edebiyatını bilenler arasında var. Yabancı kitapları kapışıyorlar. Benden haberleri bile yok.Ben de sözüm ona, bu adamlardan kurulu bir okuyucu kalabalığı bekliyorum. Çok aptallık."(F.W. = Finnegans Wake: James Joyce'un son romanı. Bir rüyayı anlattığından ve yoğun bilinç akışı tekniğinden dolayı okuması çok zordur.)
Kitap üç bölümden -her biri ayrı kitap olmak üzere- meydana gelebilir. Bu bölümlere şimdilik Devlet, Toplum ve İnsan adları verilebilir. Bu başlıklar üç ayrı durumu, yani, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış üç belirli temayı işlemekten çok, her kitabın hâkim unsurunu belirlemek bakımından seçildi. Aslında bu üç bölümün, girişimlerle daha karmaşık olmasını istiyorum. Bu karmaşıklık, organik bir yapı içinde olmalı. Yani kasıtlı olarak her bölümün ana teması öne çıkarılmamalı; sorunlara değişik yerlerden bakıldığı için, ya da değişik açılardan bakıldığı için, ana temanın daha belirgin görünüşü, aynı yerin çeşitli açılardan bakılarak yapılan resimlerinde olduğu gibi öne çıkışı tabii olmalı.
Konu genel olarak bir araştırma, soruşturma ya da bir dedektif hikayesi biçiminde gelişecektir. Yalnız sonuç tek olduğuna göre, yani mesela Fatih Sultan Mehmet'in Bizans seferi, orada ne olursa olsun İstanbul'un alınması ile sonuçlandığına göre her dedektif aynı sonuca varmak zorundadır. Bu durumda her şeye rağmen bir determinizmi kapsamaktadır. Yani farklı ihtimaller burada farklı sonuçlar doğurmamaktadır. Yani kişiler ve toplumlar için sonuca yaklaştıkça bağımsız davranma imkanları gittikçe kısıtlanmaktadır.
5. ATAY'IN SON SÖZLERİ
Bu deftere herhalde hastanede düşündüklerimi, hissettiklerimi, gördüklerimi yazacaktım. 4 Ocak'ta St. Teresa'dan çıktım, 17 Ocak'ta ışın tedavisi başladı. Geçen hafta sonunda nezle, sonra öksürük... gene de soğuk kış günlerini ayakta geçirmeğe çalışıyorum; hafta sonları dışında her gün Surrey'e tedavi için gidiyorum. Bu arada çok mektup geldi İstanbul'dan: Berber İlhami'ye, Engin Ardıç'a kadar herkes yazdı. Birçokları benim iyileştiğimi, 'Eylembilim'e filan devam ettiğimi düşünüyor. (Ben de bunları istiyorum doğrusu) Herhalde benden hayat-ölüm-trajedi gibi karmaşık ilişkileri olan şeyler bekleniyor. Oysa çoğu anlarda her şey-acıklı da olsa- çok sade ve basit geçiyor. Meselâ ameliyat günü -24 Aralık- sabah önce zenci bir berber geldi, bütün saçlarımı tıraş etti; bir de takke giydirdi. Sonra genç bir hemşire -güzeldi- bir iğne yaptı. Soyundum bu arada. Bir garip gömlek gibi bir şey giydim. Ameliyathanenin kapısında, 'şimdi bir iğne daha yapacağız, hemen uyuyacaksın' dediler - pek inanmadım; ama gene de düşündüm: Şimdi, dedim; uyusam ve ameliyatta ölsem, hiç bir şey duymayacağım - hepsi bu kadar......
6. ÇIKIŞ
Bence bir yazarı tanımanın en iyi yolu günlüklerdir. Birinci ağızdan üstelik hiçbir değişime uğramadan (Günlükteki her sayfanın kopyasının bulunması) bizlere ulaşması bence çok büyük bir şans. Atay'ı bu şekilde okumak ve önceden okunulan romanlarının taslağını ve planlamalarını burada görmek çok değerliydi. Yedi yıla birbirinden değerli yedi kitabı bırakan Atay'ın aramızdan ayrılışının sarsıcı etkisi, hâlâ devam etmekle birlikte; anlatım biçimi ve kahramanları sayesinde Türk edebiyatında edindiği yer uzun soluklu olacaktır şüphesiz. Benim tavsiyem Atay'ın günlüğünü biraz sonraya saklamaktır. Çünkü romanlarını, hikâyelerini ve oyunlarını okuduktan sonra "Günlük'ü" okuduğunuzda bir film şeridi gibi Atay'ı güzel bir şekilde yâd edeceksiniz.