"Özgürlüğün kurdelelerden daha değerli olduğunu anlamıyor musun?"
Herkese merhaba! Zamansız bir kitapla geldim. Hepimizin mutlaka adını duyduğu, kimimizin okuduğu kimimizinse bunu erteleyip durduğu en ünlü klasiklerden biriyle; Hayvan Çiftliği ile geldim bugün karşınıza.
Bu kitap hakkında çok inceleme ve yorum olduğunu biliyorum fakat tarihsel süreci hakkında hiçbir fikri olmayanları da aydınlatmak adına detaylı bir inceleme de ben yazmak istedim. Biraz uzun ama kitap hakkında detaylı bir fikir edinmek isteyenlere okumalarını öneririm.
" Hayvan Çiftliği " (orijinal adıyla Animal Farm), George Orwell tarafından 1945 yılında yazılmış bir siyasi alegoridir. Görünürde hayvanların kendi kendilerini yönettiği bir çiftliği konu alsa da, aslında Sovyetler Birliği'nin kuruluşunu ve bu süreçteki yozlaşmayı hicveder.
Kitabımızda Köy Çiftliğindeki hayvanlar, kötü ve zalim çiftlik sahibi Bay Jones’a karşı ayaklanır ve onu çiftlikten kovarak kendi yönetimlerini kurarlar. Başta herkes eşittir; ama zamanla domuzlar, özellikle lider konumuna gelen Napoleon, diğer hayvanları baskı altına alır.
Sloganlar değişir, kurallar çarpıtılır ve başta özgürlük ve eşitlik üzerine kurulan sistem, yeniden baskıcı bir diktatörlüğe dönüşür. Kitabın sonunda domuzlar, insanlar gibi davranmaya başlar ve diğer hayvanlar artık onları ayırt edemez hâle gelir.
Orwell bu kitabında 1917 Rus Devrimi sonrasında kurulan "Sovyetler Birliği'ni" ve bu süreçte yaşanan yozlaşma ve eşitlik fikrinden uzaklaşan düzeni eleştirmekte.
Karakterler ve Temsilleri:
Napoleon - Josef Stalin
Snowball - Leon Troçki
Eski Binici Domuz (Old Major)- Karl Marx + Vladimir Lenin
Bay Jones - Çar II. Nikolay (Rus Çarı)
Çalışkan at Boxer - Sıradan işçi sınıfı (proletarya)
Squealer - Propaganda Makinesi (Pravda gazetesi gibi)
Köpekler - Stalin’in gizli polisi (NKVD)
Kitapta dönemin karşıt iki lideri olduklarını söyleyebileceğimiz Stalin ve Troçki arasındaki çatışmaya sıkça değinir. Troçki, Sürekli Devrimi (Uluslararası Devrim), Stalin ise Tek Ülkede Sosyalizm görüşünü benimsiyordu. Yani Troçki, Sosyalizmin başarıya ulaşabilmesi için dünya çapında yayılması gerektiğini savunuyordu. Rusya’nın tek başına sosyalist bir ülke olarak ayakta kalamayacağını, izolasyona mahkûm olduğunu düşünüyordu. Stalin ise Sovyetler Birliği’nin, dış desteğe ihtiyaç duymadan sosyalizmi kendi içinde inşa edebileceğini öne sürdü. Bu görüş, o dönemde savaş yorgunu olan Sovyet halkına daha pratik ve cazip geldi.
Kitapta Jones'u kovduktan sonra dışarıdan gelecek tehlikeler için Snowball'ın diğer çiftliklerin de ayaklanmalarını sağlamaları gerektiğini düşünmesi, Napoleon'un ise iç silahlanmayı ve güvenliği arttırmaları gerektiğini savunarak buna karşı çıkması bu gerçeğin bir yansımasıdır.
Liderlik tarzları da kitapta bir o kadar iyi yansıtılmış. Snowball (Troçki); teorisyen, entelektüel ve devrimci bir hatipken Napoleon (Stalin); organizatör, bürokrat ve kulisçidir.
Snowball; karizmatik, zeki ve idealisttir.
Devrimin başarısı için büyük projeler planlar: Örneğin yel değirmeni, teknolojiyi ve üretimi artırmak için çabalar. Hayvanların eğitimine önem verir; onların bilinçlenmesini ister. Ancak Napoleon tarafından rakip görülür.
Gerçek Karşılığı: Troçki de parlak bir entelektüeldi, Kızıl Ordu’nun kurucusuydu, sanayi ve eğitim odaklı projeleri savunuyordu.
Napoleon; Başlangıçta sessizdir ama perde arkasında gücü eline alır. Snowball'u rakip olarak görür ve şiddet yoluyla ortadan kaldırır. Köpeklerden oluşan özel bir muhafız birliği ile Snowball’u kovar (bu NKVD – Stalin’in gizli polisi’ni temsil eder). Ardından Snowball'u “hain”, “ajan”, “düşman” ilan eder ve her felaketin sorumlusu olarak gösterir.
Gerçek Karşılığı: Stalin, Troçki’yi parti dışına itti, ardından sürgüne gönderdi ve nihayet öldürttü. Onu Sovyet düşmanı ilan etti.
Büyük Usta'nın (Old Major) Karl Marx'ı ve Lenin'i temsil ettiğini söylemiştik. Bunu açacak olursak: Karl Marx ile benzerlikleri; Old Major, tüm hayvanların eşit olduğu bir düzen hayal eder. İnsanların (kitaptaki egemen sınıfın) hayvanları sömürdüğünü söyler. Bu sömürüden kurtulmak için devrim yapılmasını savunur. Bu fikirler, Karl Marx’ın komünist manifestosundaki görüşleriyle aynıdır: Sınıfsız toplum, eşitlik, özel mülkiyetin kaldırılması.
Yani Marx'ın Komünist Manifestosu = Old Major'un hayvanlara yaptığı konuşma
Vladimir Lenin ile Benzerlikleri: Old Major’un fikirleri ölümünden sonra hayata geçirilir. Yani devrimi kendisi yapmaz ama ideolojik önder olur. Lenin de Marksist fikirleri uygulamaya koyan liderdi; 1917 Bolşevik Devrimi’nin ideolojik lideriydi. Kitaptaki domuzlar onun fikirlerini uyguladığını söyler ama zamanla bu fikirler çarpıtılır ve yozlaşır.
Yani Orwell, Old Major karakteriyle hem Marx’ın teorisini, hem de Lenin’in devrim öncülüğünü sembolleştirir.
Bunun yanında değişen "Yedi Emir" ve "Hayvanistan Marşı" hakkında da bir şeyler söylemezsek olmaz.
"Yedi Emir” zamanla değiştirilir. Örneğin, yatakta yatmak yasaktır ama sonrasında domuzlar yatakta yatabilsin diye bu kural "Çarşaflı yatakta yatmak yasaktır" olarak değiştirilir. Alkol içmek yasaktır ama domuzlar içmeye başlayınca "Aşırı alkol tüketmek" yasak olur. Bir hayvanın başka bir hayvanı öldürmesi yasaktır fakat sonrasında Napoleon'un infazlarını meşrulaştırmak için "Haklı bir neden olmadıkça birini öldürmek" yasak olur.
Sonuç olarak devrim, eşitliği değil, yeni bir egemen sınıf (domuzlar) yaratır. Bu da Orwell’in temel mesajını tekrar hatırlatır:
> İyi niyetli devrimler, denetimsiz güçle yozlaşmaya mahkûmdur.
Old Major’un öğrettiği “Hayvanistan” marşı, Komünist Enternasyonal marşının alegorisidir. Bu marş hayvanlara umut verir. Ancak ilerleyen bölümlerde Napoleon marşı yasaklatır, çünkü artık “ihtiyaç kalmamıştır.” İşin aslı şudur ki marş, eski idealleri ve devrimi hatırlatmaktadır fakat bu artık Napoleon tarafından istenmez. Bu da Stalin’in komünist ideallerin yerine otoriteyi koymasıyla birebir örtüşür.
Squealer adlı domuzun Napoleon'un her kararını "halk için" gibi göstermesi ve gerçekleri çarpıtması bu iki değerin yok olmasının önünü açar. Her ne yaşanırsa yaşansın ya da ne değişirse değişsin geçmişte akıllarda yer edindiği şekilde değilmiş gibi davranır ve sloganlarıyla araya giren kuzular da tüm mevzuların kapanmasını sağlar.
Kuzuların "Dört ayak iyi, iki ayak kötü." sloganıyla konular hep varması gereken yerden şaşar ve geçiştirilir. Daha sonra iki ayakları üzerinde hareket eden ve insanlaşan domuzlar için bu slogan kuzulara "Dört ayak iyi, iki ayak daha iyi" diye öğretilerek değiştirilir. Yani tüm değişimlere bir kılıf bulunur.
Peki hayvanlar neleri temsil ediyordu ve neden en zeki, yöneten sınıf olarak tilki, kurt, karga veya başka bir hayvan değil de domuz seçildi?
Domuzlar > Yeni Elit Sınıf
Boxer > İşçi Sınıfı
Koyunlar > Kör, propagandalara inanan kesim
Köpekler > Devletin polisi
Clover > Kadın emeği ve annelik figürü
Diğer Hayvanlar > Sessiz Halk- Taşra Halkı
Peki neden herhangi başka zeki bir hayvan değil de domuzlar?
Domuzlar bilimsel olarak en zeki çiftlik hayvanlarıdır. Ama bunun yanında domuzlar özellikle Batı Edebiyatında oburluk, tembellik, pislik ve doymak bilmezlikle özdeşleşmiştir.
Orwell bu algıyı bilerek kullanır:
“Bakın,” der, “devrimle gelen yeni liderler işte bu kadar iğrençleşebilir.”
Ayrıca Orwell Hristiyan kültürle yetişmiştir. Domuz, Hristiyanlıkta ve özellikle Yahudi-Hristiyan-İslam ortak kültüründe haram hayvandır. Yani ahlak dışı, pis, düşkün bir figürdür. Domuz seçimi bu kültürel çağrışımları da tetikler: “Yeni liderler, eskilerden daha az kutsal, daha az insanidir"
Peki son olarak George Orwell ne tür bir sosyalistti ki sosyalist olmasına rağmen sosyalist bir düzen fikrini bu şekilde eleştirdi?
Bu eser onun sosyalizme karşı olduğu anlamına gelmez; tam tersine, Orwell bir sosyalistti — ama otoriter sosyalizme, özellikle de Sovyet tarzı diktatörlüğe karşı son derece eleştireldi. Ona göre problem, ideolojinin kendisi değil, bu ideolojinin halk adına konuştuğunu söyleyen ama aslında kendi iktidarını kuran lider kadroydu.
Ve kapitalits sistemi yüceltmiyordu da. Orwell, çiftliğin en sonunda insanlarla (kapitalistlerle) domuzların aynı masaya oturmasını eleştirir. Bu sahne, devrimle gelen yönetimin en başta devirmeye çalıştığı sisteme benzemesine bir göndermedir.
> “Domuzlarla insanları ayırt etmek imkânsız hâle gelmişti.”
Bu, “kapitalizm galip geldi” demek değil, “otoriter bir sosyalizm sonunda kendisi de baskıcı ve sömürücü olur” uyarısıdır.
Tüm bunlar, bu eser George Orwell'ın İspanya İç Savaşı sırasında edindiği deneyimlerin ondaki çarpıcı yansımasını bize gösterir.
Yani Orwell bize birkaç temel mesajı bu kısa eserinde çok net veriyor:
> Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır.
> Devrimlerin idealleri, liderlerin kişisel çıkarlarıyla yozlaşabilir.
> Propaganda ve bilgi kontrolü, halkı manipüle etmek için güçlü araçlardır.
> Eşitlik vaatleri, kolayca yeni bir baskı sistemine dönüşebilir.
"Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir."
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim, umarım kafanızda bir şeyleri netleştirebilmişimdir.