Stefan Zweig bu kitabında burjuva sınıfından bir kadının her ne kadar sorunsuz kabul edilebilecek de olsa; sıradan, durağan, sakin hayatından bunalıp sanat camiasından bir müzisyen ile bir gönül macerasına atılışını ve bu gönül macerasının "korku"yu tema alan bedelini konu alıyor. Aslında ortada bir aşk söz konusu değil. Ne kocasına, ne de âşığına karşı... Aşk arayışından ziyade; tekdüzeliğe bir isyan ve çılgın bir fırtınaya özlem söz konusu. Bu hislerle gönül macerasını başlatıyor ana karakter Irene; fakat bir süre sonra bu gönül macerasının fırtınalı tutkusu bile bir tekdüzelik içinde silikleşiyor. Kitabın başında sahnede beliren şantajcının varlığı ile korkusu cereyan ederken, bir yandan da sanki aradığı fırtınalı tutkuya kavuşuyor gibi hissediyor. Ne var ki ailesindeki düzenden ve camiasındaki korunaklılıktan da vazgeçmeye razı olamayan Irene'i gizemli belirsizlikler, çelişkiler, içsel sorgulamalar, aydınlanışlar içinde bir korku serüveni bekliyor. Korku'da Stefan Zweig'ın psikolojik çözümlemeleri ve edebi anlatımı sahiden zihinde fikir dalgalanmaları yaratıyor. Irene'le beraber olayları, psikolojiyi, felsefeyi dolu dolu yaşarken; öte yandan kendi benliğinde kıvılcımlanan düşünceleri alevlere döndürmek eyleminde buluyorsun kendini. Kısacık bir kitaptan bunca derinliğin, enginliğin, detayın, anlamın çıkarılıp işlenebilmesi; takdire şayan.