Gönderi

Puan vermedi·216 syf.··
2025 2. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 00:12
“Bütün kadınlar güllerin kanına boyanmıştır.” Marcel ProustMarcel Proust Alper CanıgüzAlper Canıgüz beşinci romanı olan Kan ve Gül Bir Kara DejavuKan ve Gül Bir Kara Dejavu arka kapak yazısında da yazdığı üzere epey hareketli, ziyadesiyle hazin ve hayli komik fantastik bir polisiyedir. Çok katmanlı anlam ve kurgu üzerine kurulu anlatıda ana karakter olan Aziz romanda, durağan bir hayat süren ve ucuz aşk romanları basan ikinci sınıf bir yayınevi için çalışan bir çevirmendir. Aziz, mezun olduğu üniversitenin gösteri salonunda kızının dans gösterisini izlerken bir yangının ortasında kalır ve birden zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine yani 1994 yılına döner. İkilemler içindeki Aziz için geçmişe giden ve “düğümlenmiş hayatını yola koyabilmek için düğümden başlayıp oradan çözmeye” başlayacağı geçit, sahibinin İskender Doğan olduğu Kan ve Gül Kuru Temizleme dükkânıyla açılır. Kaderini ele geçirme farkındalığı içinde olan Aziz bu şekilde hem geçmişi hem de geleceği değiştirmeye ve böylelikle geçmişte gerçekleşen bir cinayeti önlemeye çalışır. Bu kurgunun içinde ana karakterin bir çevirmen olması ve bir dedektif edasıyla geçmişte kalan karmaşık olaylara aydınlık kazandırma çabası dikkat çekicidir. Romanda iki anlatım düzlemi saptamak mümkün: Birinci düzlemde kahraman figürün asıl hayatını anlatan çerçeve hikâye yer alırken, ikinci düzlemde zaman yolculuğunun gerçekleştiği ve ilginç olayların meydana geldiği iç hikâye yer almaktadır. Romanda incelenmesi gereken bir başka karakter de Abdül’dür. Her ne kadar eski tiyatro grubundan arkadaşları onu tanısa da, Aziz ancak geçmişe yolculuk yaptığında öldürüldüğü söylenen sosyopat Abdül ile tanışır. Gelecekte neler olacağının bilinciyle geçmişi sürekli olarak değerlendiren ve bir şeyleri değiştirmek isteyen Aziz, Abdül’ün ölümünden kendisinin sorumlu olabileceği korkusunu yaşar ve Abdül cinayetinin failini bulmak için harekete geçer. Suç ve çözüm arasındaki zamansal ilişkinin tersine çevrilmiş olmasının yanı sıra, polisiye türü için belirleyici olan suç ve çözümleme olguları da romanda farklı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çevirmen olan ana karakter hem dedektif işlevi görmektedir, hem de geçirdiği gerçeküstü zaman yolculuğu içerisinde gerek kurgusal düzlemde gerekse romanın anlatımı açısından önemli bir üst bakışa ve hâkimiyete sahiptir. Böylelikle romanda üstkurmaca anlatıma özgü unsurlar da ortaya çıkmaktadır. Romanın henüz ilk cümlelerine bakıldığında ana karakterin bu anlatı ve kurgu içindeki anahtar konumu anlaşılmaktadır: “Gelecek, bazıları için, hakikaten de uzak bir hatıradan ibarettir. Böyleleri açısından varoluş, hayatın meşum bir noktasında, şimdiki zamandan ileriye doğru uzanan bir yol olmaktan çıkıp, onları geçmişle gelecek arasında sıkıştıran bir hapishaneye dönüşmüştür. Bu, trajik bir hal midir? Herhalde öyledir. Fakat burada bize düşen, kimseyi yargılamak değil; bir köle, ama muhakkak ki pek isyankâr bir köle saymak gereken insanın hazin kaderine dair bir hikâye anlatmak. O yüzden, gelin, az önce sözünü ettiğim iflah olmaz türün bir mensubu sıfatıyla, size her şeyi ta en ortasından başlayarak anlatayım.” (s.9) Ben anlatıcısı olan ana karakter burada okura seslenmektedir. Varoluşu bir “sıkışmışlık hali” olarak betimleyen Aziz bu trajik duruma bir son verebilecektir. Nitekim romanın ilk cümlelerinde hakikat, varoluş, kader gibi kavramlar öne çıkmakta, bu da romanın bütünü göz önünde bulundurulduğunda en genel anlamda modern insanın sorunlarına temas edildiğini göstermektedir. Aziz’in her şeyi en baştan değil de, “en ortasından” anlatacak olması ele alınması gereken diğer bir unsurdur. Zira bu figürün geçmişe doğru yaptığı zaman yolculuğu, onun “hayat kurgusunun” ve hayatındaki tüm anlamların “alt üst oluş süreci” olarak karşımıza çıkmaktadır. Anlatım kuramı açısından bakıldığında romanda “kendi hikâyesini anlatan ikinci basamak anlatıcısı” söz konusu, bununla birlikte “anlatan” ve “yaşayan” bir ben’e bölünmüş olan anlatıcının farklı iki zamansal ve mekânsal alanın ortasında veya arasında konumlandırılması sonucunda bir bakıma yeni bir ara mekân kurgulanmaktadır ki, buna üçüncü alan demek mümkün. “Üçüncü alan”, kimlik farklılıkları çevirme ve müzakere etme gibi iletişim şekillerini ön plana çıkaran toplumsal bir etkileşim aracıdır. Kan ve Gül Bir Kara DejavuKan ve Gül Bir Kara Dejavu romanı on üç bölümden oluşur ve her bölümün başlığında o bölüme uygunluğu esas alınmış, hissiyat olarak da denk düşmüş bir Nirvana şarkısının adını görürüz. Özellikle ilk ve son bölümlerdeki şarkılara bir göz atacak olursak; İlk bölümün başlığındaki şarkının adı: The Man Who Sold The World yani ”Dünyayı Satan Adam”dır. Bu parça aslında David Bowie’ye ait olsa da, Nirvana'nın 1993 MTV Unplugged'da yaptığı cover'dan sonra ünlenmiştir. youtube.com/watch?v=fregObN... İlginç ayrıntılardan bir diğeriyse, Kurt Cobain’in “Bu bir David Bowie şarkısıdır”, diye anons etmesine rağmen milyonların şarkıyı Nirvana ile özdeşleştirmesidir. Hatta o dönemde, David Bowie’nin bir konserinde bu şarkıyı seslendirmesinin ardından hayranlarının yanına gelip “Nirvana’nın şarkısını söylemeniz çok hoş” demesi onu küplere bindirmiş ve bunu diyenlere sinkaflı küfürler etmiştir. Şimdi gelelim, asıl bu şarkının neden ilk bölüm için seçildiğine… Bu şarkı, artık kendini tanımayan ve bundan dolayı kendini kötü hisseden bir adam hakkındadır. David Bowie, ‘büyük bir arayış içinde olduğu ve gerçekte kim olduğunu bulmaya en çok ihtiyacı olduğu’ dönemde bu şarkıyı yazmıştır. Kan ve Gül Bir Kara DejavuKan ve Gül Bir Kara Dejavu’deki Aziz karakteri de, yazarın ikilemler üzerine kurulu anlatısında, “hoşgörülü ama eleştirel, girişken ama saygılı, açık fikirli ama korkak, güler yüzlü ama umutsuz” birisidir. Boşandığı eşi Nergis’e halâ ilk günkü aşkla bağlı, “patolojik döngü” içinde şimdiki ve geçmiş zamana saplanmış “hapishaneye dönüşmüş” hayatından kurtulma ümidiyle dolmuştur. Meslek hayatına mütercim-tercümanlık öğrencisiyken iken cep harçlığını çıkarmak amacıyla Paradise Yayınevi’ne adım atmış ancak geçen yıllarla birlikte geçici bir iş yeri olarak gördüğü bu yayınevine bağlı kalmıştır. Boktan aşk romanları çevirmekten ve yayınevindeki statüsünün bu süreç içinde hep aynı kalmasından dolayı son derece mutsuzdur. İşi maddi açıdan tatmin etse de manevi olarak olumsuz duygular içindedir: “Zaman zaman, çalışma odamın duvarında posteri asılı duran Shakespeare’in eleştirel, hatta tiksinti yüklü bakışları altında, onca eğitimi bu adi uğraş için mi aldığım türünden sorular yüreğimi daraltıyor idiyse de, dolgun çek elime geçtiğinde, hissettiğim vicdan azabı yatışıp yitiveriyordu.” (s.15) Sonuncu bölüm başlığındaki şarkının adı ise: Come As You Are youtube.com/watch?v=vabnZ9-... Bu şarkı sözleri açısından, Kurt Cobain'in çapraz eğilimlerini, baştan sona kasıtlı karşıtlıklarla yansıtır. Önce "olduğun gibi gel" diye yalvarır, ardından "olduğun gibi"ye boyun eğer, "zamanını al" emri "acele et" ile karşılanır, ancak nihayetinde "seçim senin"dir ile son bulur… Velhasıl, bu şarkı, “birini olduğu gibi kabul etmeye bir övgüdür”. Romanın başında silik, müptezel ve hımbılın teki olan Aziz, “güçlü, değerli ve şerefli” anlamlarını taşıyan “Aziz” ismine yaraşır şekilde bir dönüşüme uğrar. Aziz’in hapishaneye dönüşmüş hayatından özgürlüğe doğru gerçekleştirdiği yolculuğunu izleyen okur, onun başkahraman olarak ne kadar güçlendiğine tanık olur. “Gerçek ya da değil, ‘alternatif geçmişimde’ yaşadıklarım, hayatımı önemli ölçüde değiştirmişti. Öncelikle daha bir çekidüzen vermiştim kendime. Eskisi kadar içmiyor, televizyon karşısında vakit öldürmüyordum ve inceden Sait Faik çevirilerine bile girişmiştim. En önemlisi, Paradise Yayınevi’ni bırakıp, küçük bir reklam ajansında düzeltmenliğe başlamıştım. Memnundum işimden. Reklamcılığa yeteneğim olduğu ortaya çıkmıştı ve ara sıra yaratıcı grup toplantılarına dahi katılmaya başlamıştım.” (s.204) Alper CanıgüzAlper Canıgüz bölüm başlıklarına Nirvana şarkılarından önce bazı Türkçe şarkı adları vermeyi düşünür önce, hatta on üç şarkılık listeyi hazırlar, mesela ilk bölüm başlığına ait şarkı Ajda Pekkan’ın Sensiz Yıllarda’sı, son bölüm başlığına ait şarkı ise Selçuk Ural’ın Güle Güle Sana'sı olacaktır. Şayet böyle olsaydı, ilk bölüm adını taşıyan şarkıda, Aziz’in Nergis’ten boşandıktan sonraki yıllarda neler yaşadığını okuyup bunu Sensiz Yıllarda'nın melankolisiyle anlamlandıracak, youtube.com/watch?v=xH3hR5d... Son bölümü ise gerçekleri öğrenen Aziz’in Nergis’e serzenişli vedası ve Güle Güle Sana'sıyla kapatacaktık. youtube.com/watch?v=j6oHTrs... Ne var ki, Alper Canıgüz sonra bundan vazgeçer, çünkü kitaptaki siyasi mesajların odak noktası 1994 seçimlerinin yapıldığı 27 Mart’a yakın bir tarih olan 27’ler kulübünün en asi solisti Kurt Cobain’in intiharıyla, kendisinin de dahil olduğu X kuşağına dair bir roman olan Kan ve Gül ile 60’ların ortaları ile 70’lerin sonları arasında doğmuş bu kuşağın sosyolojik durumunu imlemek ister. __“Kariyer günleri, rock konserlerinden daha popüler hale gelecek; nice müzisyen, şair, yazar, yönetmen ve anarşist adayının hayallerini, büyük şirketlerin stajyerlik pozisyonu süsleyecekti. Beşli akorların, eksik minör notaları intikamını en acı şekilde alacaktı. Bukowski'ler tükenecek, Edward de Bono'lara başlayacaktı yolculuk. Bir sonraki gün, yani 5 Nisan 1994 tarihinde Kurt Cobain, Seattle'daki evinde bir Remington'la beynini dağıtmak suretiyle X Kuşağı'nı da resmen tarihe gömecekti.”__ (s.185) Aziz’in bir kördüğüm haline getirdiği geçmişiyle yüzleşmesiyle birlikte yaşadığı çözülme ile ilintili olarak kitabın kapağında, Aziz’in sökülen bir örgü-adam olarak resmedilmesi, tüm geçmişini ve hayatını çözen, yani söküp tekrar ören biri olarak yorumlanabilir. resimupload.org/r/IGx42l Romanın kapak resmini belirleyen “çözümleme” ve “sökülen örgü” metaforları bu bağlamda çok anlamlıdır. Zira bir çevirmenin yaşam ve deneyimlerini anlatan Alper Canıgüz’ün bu romanı, insan hayatını bir metin olarak kurgulamaktadır. Romanın bu kurgulama şekli Clifford GeertzClifford Geertz’in kültür tanımını hatırlatır. Geertz’e göre insan kendisinin ördüğü anlam ağlarında asılı duran bir “hayvan”, kültür ise bir “ağdır”. Bu nedenle kültürün analizini, düzen arayışında deneysel bir bilim olarak değil de, aksine “anlam” arayışında yorumlayıcı bir bilim olarak görmektedir. Buradan da anlaşılabileceği gibi, insan kendisi tarafından örülen anlam ağları içerisinde hareket etmektedir. Kültür içerisinde yer alan anlamların böyle bir ağ olarak görülmesi, kültürü de bir ağ olarak tanımlamaya olanak sağlamaktadır. Nitekim bir çevirmen de farklı bir kültüre ait olan bir metni erek kültürün diline çevirirken ilgili metindeki tüm kültürel anlam ağlarını çözümlemeye çalışmakta ve sürekli olarak üçüncü alan için karakteristik olan yüzleşme, etkileşim, müzakere etme ve yeniden anlamlandırma çabasına girmektedir. Bu çerçeveden hareketle, romanın çevirmen kurgusunda aslında bu tablonun daha geniş versiyonunun görüldüğünü söylemek mümkün, çünkü Aziz iki zaman arasında kalarak kendi hayatını çözümlemekte ve yeniden anlamlandırmaktadır. Alper Canıgüz’ün ayrıca bu kitapta bir cameo yaptığına da şahit oluyoruz. "Ben Aziz, bu arada." Elini uzattı. "Alper." "Ee ne yapıyorsun bu saatte burada? Sınav falan mı var?" "Sınav yok ama çakışan iki dersim var," diye sıkıntılı bir ifadeyle kafasını önündeki deftere çevirdi. "Ben ikisine de girmeyeceğim. Romanıma çalışıyorum. Olgular ve İncirci Çocuklar." "Efendim?" "Kitabımın adı bu: Olgular ve İncirci Çocuklar. Nasıl buldun?" Gözlerini benimkilere dikmiş heyecanla yorumumu bekliyordu. "Evet," dedim. Hayatımda bundan daha saçma sapan bir kitap adı duymamıştım. "Müthiş… Çok özgün." (s.52-53)
Kitap Simyacıları
Kan ve Gül Bir Kara DejavuAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20178,8bin okunma
··
1.063 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.