Ayşe ve Hüseyin, Yalova vapurunun alt katında karşılaşan iki eski arkadaştır. Sohbetleri, yan yanalıkları, muhabbetleri bir sevgiye ve aşka dönüşecektir kısa zaman içinde.
Afşar Timuçin süreci biraz daha farklı ele alır diğer hikayecilerden. Çoğunlukla karakterlerini derin sohbetlere sokar. Kendisi dışarıdan bir şeyler anlatmak için mücadele etmez. Daha çok diyaloglarını birer araç olarak kullanır anlatı da bulunmak için. Biraz toplum vardır, biraz Hüseyin, biraz Ayşe ve iki kişinin bir olma çabası...
Ayşe, kocasından tamamen kopmaya çalışır. Aşk ilişkisinin antagonisti bu hikayede hiç ete kemiğe bürünmeyen Ayşe'nin kocasıdır. Ayşe'nin ona karşı olan tutumu oldukça nettir; lakin Hüseyin'in dünyasındaki dalgalanlamalar tahlil etmesi zevkli süreçlere sokabilir insanı. Buradan cebe bir şey girmez; ama merak duygusunun gıdıklanması okunurluğu arttırıyor olabilir.
Afşar Timuçin, Hüseyin'i roman yazarı olarak tarif etmesini tamamen konuyu istediği yere getirmek için kullanır. Romanın konusu ne olacaktır! Afşar Timuçin burada kendisinin taraf olduğunu bize hissetir. Romanın konusu Hüseyin ve Ayşe'dir, iki normal herhangi insandır, olağanüstülükler mevcut değildir. Yazılacak olanlar bundan ibaret olabilir ve bunda sorun yoktur. Hikayede Hüseyin neden muvaffak edilmemiştir, sadece taslak arasında boğulan bir adam olarak kalmıştır; bunu da işin ehli tartışabilir gerçi. Ya da Afşar Timuçin'in diğer her konudaki düşünceleri bu esere yaslanarak anlaşılmaya da çalışılınabilir.
Afşar Timuçin hikayeciliğinden arka planda çok fazla düşünce ve ya gerçeklik damıtılabilir. Lakin kitabın başlığı tam olarak niye " yarına başlamak" tır, konusu damıtılamaz.
"Yarın bir tutumdur içimizde" sloganına değer diye burada sözü uzatmama kararı aldım.