·264 syf.····Okunma: 26 Haziran 2025 08:59 Yazar rus olmasına rağmen, ilk kez 1924 yılında İngiltere’de yayınlanmış kendi vatanı olan Rusya’da 1988 de yayınlanmıştır. O zamanların Kominist Rusya’sında yaşayan Yevgeni’nin Biz adlı bu romanı 20. Yüzyıla damgasını vurmuş George Orwell’in 1984’üne ve Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sının ilham kaynağıdır. Kitap aslında bir bilim kurgu kitabı olsa bile, Zamyatin’in kullandığı edebi ve ahenkli ki sanki bilim kurgu kitabı okumuyordum.
Kitap, matematik mühendisi D-503’ün günlüğü aracılığıyla anlatılır. D-503, tüm bireyselliğin yok edildiği, cam duvarlı evlerde yaşayan, ve yalnızca numaralarla anılan insanların bulunduğu Tek Devlet’te yaşamaktadır. Bu devlet, “Velinimet” adlı mutlak bir otorite tarafından yönetilmektedir.
İnsanlar burada “özgürlük” yerine “mutluluk” ile tanımlanır; özgürlük, kaosun ve geçmişin hastalıklı bir kalıntısı olarak görülür. Bireysellik kavramı kınanır ve Tek Devlet’te yaşayan herkesin bir elin parmakları gibi ahenkle yaşaması gerektiği düşünülür. Günlük yaşam katı kurallara ve “Saat” sistemiyle belirlenmiş zaman çizelgelerine bağlıdır. Sevgi, cinsellik ve hatta hayal gücü bile devlet kontrolü altındadır. D-503 başlangıçta sisteme tamamen sadıktır. Bireysellik, “ruh” ve hayal gücü D-503 için ilkel ve gereksiz şeylerdir. Tek devlet akıl ve “bizlik” üzerine kurulmuştur. Ancak gizemli bir kadın olan I-330 ile tanışınca iç dünyası çatışmaya başlar. I-330, ona geçmişi, özgürlüğü ve bireyselliği hatırlatır. Bu karşılaşmalar D-503’ün mantığını, aidiyet duygusunu ve zihinsel dengesini sarsar.
Roman boyunca D-503’ün düşüncelerindeki dönüşümü izleriz: başta sistemin bir parçasıyken zamanla ona karşı gelmeye başlar, hatta devrimci bir hareketin içine çekilir. Kendini bir hastalığa kapılmış ya da aklını kaçırmış sayar çünkü “ruhu” vardır Ancak Tek Devlet’in kontrolü o kadar güçlüdür ki sonunda D-503’e “Beyin Ameliyatı” yapılır—duygu ve hayal kurma yetisi ortadan kaldırılır. Roman, sistemin birey üzerindeki mutlak zaferiyle sona erer.
D-503’ün ve diğer devrimcilerin İntegral aracılığıyla gerçekleştirmeye çalıştığı devrim planı, Tek Devlet’e karşı bir direniş hareketidir. Plan, hem içeriden (İntegral’in kaptanı D-503 aracılığıyla) hem de dışarıdan (duvarın ötesindeki özgür insanlar) sisteme darbe vurmayı hedefler. Ancak bu plan birkaç temel nedenle başarısızlığa uğrar. D-503’ün içsel çatışması ve ihanet riski, Tek Devlet’in gücü ve kontrolü ve Devrimcilerin bastırılması ve I-330’un yakalanması.
İntegral’in kontrolünün yeniden Tek Devlet’in eline geçmesinde U adlı kişinin D-503’ün notlarını okuması önemli bir rol oynar. U, Tek Devlet’in “Koruyucular” adlı gizli polis teşkilatında çalışan bir muhbir/denetleyici figürüdür. D-503’ü uzun zamandır gözlemlemektedir ve onun duygusal olarak “sapmaya” başladığını sezmiştir. D-503’ün yazdığı kişisel günlükleri (yani bizim okuduğumuz metni), onun zihinsel olarak sistemden uzaklaştığını ve I-330 ile bağlantılı olduğunu anlamak için kullanır.
Bu başarısız Devrim girişiminden sonra Tek Devlet’te bir Operasyon başlar. Bu operasyonun ne olduğunu aslında kitabın başından beri biliyoruz; Hayal gücü yeteneğini alan bir beyin ameliyatı. D-503 kitabın sonlarında gardiyanlarla konuşmaya çalışırken (D-503, devrim planına dahil olduktan sonra yoğun bir içsel çatışma yaşar. Bir yandan I-330’a duyduğu tutkulu bağlılık, diğer yandan sistemin derinlere işlemiş disiplini ve suçluluk duygusu arasında bocalar. Artık kime güveneceğini bilemez, o yüzden gardiyanlarla konuşmaya gider) yakalanır ve ameliyata sokulur.
Finalde, D-503 artık sisteme tamamen bağlıdır; beyin ameliyatı geçirmiş, duygularından ve hayal gücünden arındırılmıştır. I-330’un işkenceye maruz kaldığını ama yine de hiçbir şeyi itiraf etmediğini öğreniriz. D-503, onu hâlâ “eski haliyle” hatırlar ama artık ona karşı hiçbir şey hissetmez. Bu, devletin bireyler üzerindeki mutlak zaferini simgeler
Zamyatin, sonu tam olarak açıklamayarak okura sistemin ne kadar acımasız ve mutlak olduğunu hissettirmek ister. I-330’un kaybı, bireyselliğin, duygunun ve özgürlüğün kaybını sembolize eder.
Zamyatin’in Biz romanında insan ruhunun ne kadar kolay kırılabileceğini ve totaliter rejimlerin sadece dıştan değil, içerden nasıl kazandığını gösteren trajik bir dönüm noktasıdır.