Öncelikle, kitabı bölüm bölüm ve detaylıca incelemeyi çok ama çok isterdim ama sonsuza kadar süren bir incelemeyi kimse okumak istemez. Bu yüzden mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım (tutamadı).
İtiraf etmek gerekirse, kitabın ilk sayfalarında Amazon kadınları gibi bir topluluk okuyacağımızı sanmıştım ben ama sayfalar ilerledikçe ne kadar alakasız olduğunu anladım tabi. Bu ülkenin kadınları Amazonlar gibi savaşçı ve gözü kara değil daha çok başak burcu kadınlarıydı. Düzen, temizlik, huzur, sistematik bir hayat döngüsü, mantık, şefkat, empati... Genel olarak baktığınızda her şey harika gibi görünüyor değil mi? Bence öyle değildi işte.
Kitabı okurken ana karakter olarak okuduğumuz üç erkek karakter arasında en çok Terry'den nefret ettim ve feminizm temelli bir kurguda kim olsa onun gibi bir karakterden nefret ederdi ama onun algılarımı daha uyanık tuttuğunu da itiraf etmem gerek.
Terry'nin kurduğu bir cümle üzerinden devam edelim;
"Sabırlı değiller, itaatkâr değiller, bir kadını çekici yapan hiçbir özellik yok onlarda."
İşte bu cümleyi okuduktan sonra bu kitaba olan inancımı kaybettim sanırım. Terry bu cümleyi kurarken aslında hırsından kuduruyordu çünkü "Kadınlar Ülkesi" denen o gizemli yere gelmeyi kafasına koyduğunda hayallerini birkaç mücevher ve hediyeyle kandırabileceği "çıtır" kızlar süslüyordu. Sonra giderek kadınlar hakkındaki beklentilerini daha çok paylaşmaya başladı. Açıkçası bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrar edip durdu ve onun kafasındaki "kadın" algısı cinsel arzularını da tatmin edebilen bir anne figüründen ibaretti. Kadın sabırlı olur, itaatkardır, yaramazlıklarını "ay ne tatlı" diyerek görmezden gelir, evinde oturup çocuklarına anne olur ama ona annelik yapmaya da devam eder çünkü evlenirken kendi annesini başka bir evde bırakmak zorunda kalmıştır...
Bu kitapta feminizme dair bir şeyler varsa bu kesinlikle Terry'nin kadınlara olan bakış açısından ibaretti. Bu kitaba olan inancımı kaybetme sebebim buydu ama en çok da Kadınlar Ülkesi'nin kadınlarının aslında Terry'nin "kadın" dediği şeye ne kadar benziyor olmasıydı. Terry'nin kadınlarından tek farkları 2000 yıldır erkek görmeden yaşamış bir topluluk olarak bir erkeğin cinsel arzularını anlayamayacak durumda olmalarıydı.
Yine Terry'den bir alıntıyla devam edelim;
"Bitmek bilmeyen, işsiz güçsüz bir pazar okulu sana güzel geliyorsa ne âlâ. Ben gerçek anlamda bir şeyler yapmayı seviyorum. Burada her şey çoktan yapılmış."
Bu ülkenin kadınlarından zeki, detaycı, yetenekli diye bahsedilmiş ama Terry'nin dediği gibi hiçbirinde ruh yoktu. Yazarın, benim gibi bir okurun gözünde yaptığı en büyük hata da buydu. Neden hiç sanattan bahsedilmemiş bu kitapta? Neden kadınların hayatlarını kolaylaştırmak için kendilerince ürettikleri farklı eşyalardan, icatlardan bahsedilmemiş? Neden eğlenmiyor bu kadınlar? Hayat amaçları neden sadece düzen içinde kalmak ve anne olmak? Neden bütün insani kusurlarını bir sandığın içine kilitlemiş gibiler?
Ev kadını olmak, çalışma hayatına kabul edilmemek, anne ve eş olmakla sınırlandırılmak, sen bu işten anlamazsın otur oturduğun yerde cümlesine hapsedilmek, eşi dışında başka erkeklerle mümkün olduğunca aynı ortamda bulunmamak, şefkatten ibaret olmak, sabırdan yaratılmak, küçümsenmek, ikinci sınıf muamelesi görmek ve daha bir çoğu. Feminizmin aynı paydada toplamaya çalıştığı sıkıntılar bunlar.
Bu kitaptaki kadınlarsa bu saydıklarımın hiçbirine meydan okumuyor. Cinsellik dışında bir erkeğin kadın dediği şeyden beklediği neyse, hepsi o aslında. Uslu uslu ülkelerinde oturuyorlar, koca bir eve dönüşmüş bu ülkenin ev işleriyle uğraşıyorlar, erkeklerle aynı ortamda bulunmuyorlar, şefkatten ibaretler, sabırlılar ve hepsi birer anne. Bu yüzden ben bu kitaptan beklediğimi alamadım. Sadece üç erkek karakter ve koca bir ülke dolusu kadının olduğu bir kitapta erkeklerin bile kendine has, birbirinden farklı huyu varken -tekrar ediyorum sadece üç taneler ve hepsinin karakteri birbirinden farklı- kadınların bu kadar tek tip yazılması benim anlayabileceğim bir şey değil. Terry'nin dediği gibi bu ülke daha çok bir karınca yuvasına benziyor ve ben onun bu ülke hakkındaki düşüncelerine katıldığım için kendime çok gıcık oluyorum.