·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Haziran 2025 00:00 "UYUYUNCA GEÇMEYEN ŞEYLER VAR"
"Mesafe koydum şimdilerde insanlarla arama. Böylece kendimi koruyabileceğimi düşünüyorum. Canım çok acıdı yaşatılan hayal kırıklıklarıyla. Bir yenisini daha kaldırabileceğimi sanmıyorum. Maalesef bir çok kişiye güvenimi yitirdim. İnsanlara karşı güvenimin tazeleneceğine de pek inanmıyorum. Çay değil ki bittikçe tazeleyesin,. Kırılan bir kalp var ortada her şey yolundaymış gibi davranamıyorum.
Üzgünüm (!)
O kadar iki yüzlü olamıyorum!"
Hayatta bazı dönemler vardır; bir oyunun içindeymişiz gibi hissederiz. Rolümüz bellidir, kurallar önceden yazılmıştır ve biz sadece senaryoya sadık kalmaya çalışırız. Ama gerçek hayat, bir tiyatro sahnesi değil. Ve çoğu zaman kimse kırılmasın diye “tamam” demek, kendimizi kırmaktır farkında olmadan.
Bazı kitaplar vardır, okurken insanın boğazında bir düğüm olur. Sayfaları çevirirken kelimeler değil, anılar dökülür zihnimize. Kitabın
ismi bile bizlerin kalbine sessiz bir çığlık gibi ulaşırken, içeriği ise çoğumuzun bastırmaya çalıştığı duygularla yüzleştiriyor. Geçmişte yaşanan bir travma, yarım kalan bir sevgi, ifade edilememiş bir acı… Herkesin içinde “geçmeyen bir şey” vardır ve bu kitap o ortak sessizliği dillendiriyor.
Hepimizin hayatında uyuyunca geçmeyen şeyler olmuştur, değil mi? Hani o yastığa başımızı koyduğumuzda bile zihnimizi terk etmeyen düşünceler, kalbimizi sızlatan anılar, boğazımızda düğümlenen kelimeler...
Her satırıyla insanın içini yoklayan, sustuğu acılara tercüman olan ve unuttum sandığı şeyleri hafızanın kuytularından çekip çıkaran bir yol arkadaşlığı sunuyor eser bize.
Hayatımızda yaşadığımız ve uykumuzun bile iyi gelmediği, aksine içimizde büyüyen, kök salan ve bizi derinden etkileyen konulara eşlik ediyoruz satırlar arasında. Cümleler o kadar tanıdık ki; sanki bir günlüğün kenarına iliştirilmiş kendi notlarım gibi. Hani hepimizin içten içe bildiği ama bir türlü dile dökemediği kırgınlıklar vardır ya, işte tam oradan, kelimelerin sustuğu yerden konuşuyor yazar.
Kitap, 32 yaşında bir mimar olan Tufan’ın iç dünyasına konuk ediyor bizi. Dışarıdan bakıldığında düzenli bir hayatı var belki… Ama içine baktığımızda bastırılmış duygular, geçmişin izleri, hayal kırıklıkları ve pişmanlıklarla dolu bir yalnızlığa sahip.
Kedisi Çarşaf ve kaktüsü Yastık ile kurduğu küçük evreninde, insan ilişkilerinin yorgunluğundan uzak, kendi sığınağında yaşamaya çalışıyor. Her “tamam” dediği yerde biraz daha eksilmiş, her sabrettiğinde biraz daha içine kapanık, kalabalıklar içinde susmayı, kırıldığında içe dönmeyi ve en çok da kendi yalnızlığına tutunmayı seçmiş biri.
Kitabın ilk bölümü, iliklerimize kadar hissettiğimiz o tanıdık yalnızlık duygusuyla başlıyor. Sessiz, derin, zamanla içe çöken bir yalnızlık. Modern toplumun bireyi yavaş yavaş içine çekip sessizleştiren, dışa dönük gibi görünüp içte çürüyen haliyle tanışıyoruz.
Tufan'ın yalnızlığı, bir başına kalmak değil, anlaşılmamak, kalabalıklar içinde görünmez olmak ve sürekli sırtından vurulmakla da ilgili.
Hani “O yapmaz” dediğimiz biri tam da “o kadar da değildir” dediğimiz noktada bizi yüz üstü bırakır ya…
Kitabın ikinci bölümünde ise, Tufan’ın beyin tümörü nedeniyle aynı hastane odasını paylaştığı Fikret Tan ile tanışıyoruz. Doktorun yüzüne baka baka söylediği o cümle, onun içsel dünyasında zaten var olan yıkımı daha da derinleştiriyor. Fikret Bey’in yaşanmışlıkları, aşkı, hayatı anlatma biçimi… Derken kitap biraz daha umutla, vefayla, bağ kurmayla, hayal etmeyle renkleniyor. Burada artık melankoli bir adım geri çekiliyor. Yerini umut, dostluk, vefa ve hayal etmenin sihrine bırakıyor. Bir insanın diğerine nasıl dokunabileceğini, bir konuşmanın nasıl yara kapatabileceğini, bir geçmişin nasıl geleceğe yön verebileceğini görüyoruz.
Bu ikili arasında gelişen arkadaşlık; hem kırık dökük ruhlarımızı onarıyor hem de bizleri umutlandırıyor. Bir yabancının, bir dosttan daha yakın olabileceği fikri; içimizi yumuşatan ve düşündüren detaylardan biri.
Tufan’ın hikâyesi, aslında hepimizin hikâyesi. Kimimiz hâlâ anlatmaya çalışıyor, kimimiz çoktan susmuş. Ama hepimizin içinde, geçmeyen bir şeyler var...
Ve unutmayalım, hiç kimse bizim mutlu olmamız için dünyayı ayağımıza sermeye çalışmayacak.
O yüzden önce kendimizi sevelim.
Kendimize merhamet edelim.
Bir insan ne kadar yalnız olabilir?
Sevilmek varken neden hep eksik hissederiz? Neden bir baş ağrısı gibi için için sızlayan duygularımız var?
Hayatta yaşadığımız acılar, hayal kırıklıkları, yalnızlık, terk edilmişlik gibi hisler uyuyunca gerçekten geçer mi?
Bastırdığımız duygular, sustuklarımız zamanla kaybolur mu, yoksa içimizde büyüyerek bizi daha da yıpratır mı?
Bu kitap; bir içe dönüş, bir yüzleşme, belki de bir arınma süreci. Kimi zaman gözlerinin dolmasına, kimi zaman bir boşluğa dalmana sebep oluyor. Çünkü yazılanlar sana ait. Senin geçmeyenlerine, unutamadıklarına, kabuk tutmayan yaralarına dair.
Bir kapıyı aralıyor içimizde. Bastırdığımız, geçiştirdiğimiz, “bir gün geçer” deyip uykuya havale ettiğimiz ne varsa, usulca yüzümüze tutuyor.
Ne kadar doğru… Bazı şeyler gerçekten geçmiyor. Üzerini örttüğümüz duygular, bastırdığımız öfke, dile getiremediğimiz kırgınlıklar… Hepsi orada, içimizde bir yerlerde sessizce yaşamaya devam ediyor. Gündüz kalabalıklara karışınca susuyorlar belki ama gece olunca, uykuya yaklaştıkça fısıltılarını yükseltiyorlar. Bu kitabın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri şu oldu: Bazen hiçbir şey söylemeden sadece duyguları anlamaya çalışmak bile çok şey değiştiriyor.
Belki de yıllardır suskun kalan iç sesimizin dile gelmiş hâli.
Eğer uzun süredir içinize attığınız duygular varsa…
Unutmak için sustuklarınız, erteledikleriniz, sakladığınız anılar…
Kalbinizde hâlâ bir yerlerde sızı olarak duran hatıralar varsa…
Bu kitap size iyi gelecek.
Ama sadece iyileştirmekle kalmayacak; önce sarsacak, yüzleştirecek ve ardından bir iç rahatlaması getirecek. Belki de ilk kez, içinizdeki sessizliği biri gerçekten anlayacak.
Bu kitabı okuduktan sonra, belki de siz de yastığa başınızı koyduğunuzda, uyuyunca geçmeyen şeylerin sadece sizin hikâyeniz olmadığını, hepimizin ortak bir insanlık deneyimi olduğunu fark edeceksiniz. Ve belki de bu farkındalık, iyileşmenizin ilk adımı olacak.
Bazen en büyük iyileşme bir cümlede başlar.
Bu kitap, o cümleyi bulmak isteyenler için...
Kitapla Kalın.