Pıhtılaşmış duygular
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 09:18
Bireysel Psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler, bireyin toplumsal bağlamdaki yerinin ve sosyal ilişkilerin psikolojik etkilerini anlamak istedi. İnsanların bu kompleksleri geliştirerek kendilerini aşma eğiliminde olduklarını savunduğu, "aşağılık kompleksi" ve "üstünlük kompleksi" kavramlarını psikoloji literatürüne kazandırdı. Bireysel psikoloji, bireylerin kişiliklerini etkileyen süreçleri incelemeye odaklanır. Bu kuram, her biri benzersiz, özgün ve somut olan bireylerin iç dünyasını ele alır. Bu katkı, zihnin tüm aktivitelerinin bireyin hizmetine nasıl sunulduğunu, kişinin tüm yetenek ve çabalarının nasıl tek bir amacın parçası olduğunu açığa çıkarmıştır. Freud ile keşfedilen bilinçdışı kavramını cinsellik odaklı olmaktan çıkaran Jung'u takiben Adler de bilinçdışını biyolojik hafıza ile sıkı bir şekilde birleştirmiştir. Çalışmaları sonucunda, hafızanın işleyiş sisteminin her bireyde farklı olduğunu gözlemledi: Her birey, kendi deneyimlerini yaşamak için bireysel tercihlere yönelir. Peki, bu seçimlerin temelini oluşturan faktörler nelerdir? Adler, buna temelinde telafi edilmesi gereken bir ihtiyaç olan aşağılık duygusunun, doğal bir bilinç oluşturduğu yanıtını verir. İnsanın, her duygunun fiziksel gerçekliğinin tam olarak farkına vardığı ve eksikliklerini telafi etme konusunda sürekli bir mücadele içinde olduğuna inanır. Örneğin, kulakları işitmeyen bir insanın hayattaki amacını işitme yetisini telafi etmek olarak düşünebiliriz. Temelde prensip aynı olmakla birlikte, tabii ki her şeyi bu kadar basit bir şekilde ele alamayız. Sonuçta psikoloji, ilk olarak biyolojiden türemiştir. Ruhun eğilimleri ve zihinsel gelişim, başlangıçtan itibaren doğal olarak ortaya çıkan eksiklikleri veya aşağılık komplekslerini telafi etme çabasındadır. Biyolojide " telafi mekanizması" denen bu ilke, organik varlıkların tümünde yani insanlar, hayvanlar ve muhtemelen bitkiler dünyası için de geçerlidir. Vücut, diğer organların zarar görmesi durumunda bazı organlarını daha fazla geliştirme eğilimi gösterir. Türlerin özel yeteneklerinin, çevrelerine karşı hissettiği eksiklikler ve aşağılık duyguları sonucunda giriştikleri eylem, yapı ve çabalardan kaynaklandığı kabul edildiği bu ilkeyi psikolojiye temel bir fikir olarak aktaran ve ruhla zekâ üzerindeki rolünü gösteren kişi Adler'dir. Modern psikolojinin sadece hastalık veya acıya dayalı bir alana yoğunlaşmasına karşılık Adler, Bireysel Psikolojinin sadece doktorlara değil, sıradan insanlara özellikle de öğretmenlere öğrerilmesi gerektiğini söyler. Çünkü insan ruhunun gerçekliği konusunda düşünmeden yaşamaya çalışmak, bu sorunların gerçekliğinin göz ardı edilebilir olduğunu göstermez. Çirkin gerçekleri görmek istemeyebiliriz, ancak hayatı daha gerçekçi bir şekilde anlamaya çalıştığımızda hatalarımızı da daha net şekilde fark ederiz, değil mi? Adler'e göre, Pozitif psikoloji, sadece psişik olaylardan veya patolojik belirtilerden türerilmemelidir. Sıradan insanların da azımsanmayacak tutkuları, hayalleri ve hayata dair gereksinimleri vardır ve bu gereksinimlerin yerine getirilmemesi de toplumsal bir karmaşaya sebep olabilir. Bir bireyin iç yaşamının toplumla nasıl ilişkilendirildiği; genel olarak topluma, işe ve aşka verilen tepkiler olarak adlandırılan üç "yaşam tutumu" ile anlaşılabilir. Yani Adler hayati dengeyi, sosyal uyum, meslek ve eş seçimi şeklindeki üç başlık altında toplamış sayın seyirciler. "Ancak bireyin ihtiyaç duyduğu temel şey, elinden gelenin en iyisini yapma isteğidir, tıpkı toplumun bundan faydalanma ihtiyacı gibi." "Hayatta kalabilmek" dediğimiz şey, sadece zorlukları kabul etmekle kalmayıp aynı zamanda bu zorlukların üstesinden gelme becerisi geliştirmeyi de kapsıyor. Toplumsal düzenin birçok eksikliğine rağmen. Evet, rağmen... Kendi içinde mantıklı ve faydalı olan iş bölümü, insan megalomanisine tamamen sahte eşitsizlikler, ayrımcılıklar ve adaletsizlikler imkanı vermiş olsa da; bizleri bir arada tutmak açısından zorlayıcı bir ekonomik düzensizlik içinde yaşar hale gelsek de. Eğer, şu şöyle olsaydı demeden... Düzensizliği kabul etmek yerine, gerçek sorunlardan kaçıp yüzeysel çözüm arayışları ile kendimizi aldatma eğilimine girmeden. Eğer değil rağmen yaşayabil-meli-sin! Dünyada mevcut koşullardan şikayet edenlerin çoğu, mevcut koşulların yeniden düzenlenmesi için hiçbir çaba göstermez çünkü. Anlaşmazlıkların ortasında milyonlarca insan hayatını kaybedebilir. Özellikle modern şehir yaşamında ve bireyin "gerçek" sosyal bağların eksikliğini telafi edemediği, "sanal" kurtarıcılar beklediği bir zamanda. Modern insanın ruhsal bunalım eğilimini kontrol etmesi de gittikçe zorlaşmakta. Diğerlerinin desteğine ihtiyacımız olmadığını haykırarak diğerlerinin desteğine ihtiyaç duyuyoruz artık. Sahte bir bireyciliğin kollarında avunurken yalnızlaşıyoruz. Artık bir oyundan daha fazlası haline gelmiş yaşamlarımızda, sadece ne olacağını değil ne olmayacağını da öngörmek gerekiyor. Hayatta kavga etmek için bir nedeniniz yoksa eğer, ... Yok mu? Olmalı. Çünkü Bireysel Psikoloji metodu der ki, hayat, aşağılık kompleksi problemi İle başlayıp onunla sona erer. Aşağılık duygusu, insan mücadelesinin ve başarılarının temeli olmakla birlikte, psikolojik uyumsuzluk sorunlarımızın da temelini oluşturur. Birey kendine uygun somut bir üstünlük hedefi bulamadığı takdirde, aşağılık kompleksi ortaya çıkar. Aşağılık kompleksi bir kaçış isteği doğurur ve bu kaçış isteği, yaşamın faydasız ve boş tarafında sahte başarı tatmini sunan bir hedeften başka bir şey olmayan bir üstünlük kompleksiyle ifade edilir. Sen veya bir başkası hata yaptığında, bir suç işlediğinde hemen kendini haklı çıkaracak bir sebep buluyor ve kıçını adalet dağıtıcı tahtına layık görüyorsan, "âlem buysa, kral benim" şarkısı çınlıyorsa kulaklarında, sen de tehdit altındasın tatlım. Psikolojik yaşamın dinamik mekanizması budur: Herhangi bir arzu aşırı derecede tatmin edildiğinde ve herhangi bir ilgi aşırı biçimde geliştirildiğinde, yaşamın dengesi bozulur. Dengede kalmak zordur ama... En doğru yol bazen en zor olandır. Ben demiyorum, Adler diyor. Alfred Adler Yaşama Sanatı
Psikoloji
Yaşama SanatıAlfred Adler · Timaş Yayınları · 20243,685 okunma
·1 alıntı·
1.025 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Özlemim sakin kafayla şimdi tekrar okumak istedim. Düşünceden düşünceye savruldum😅 Adler 'Öğretmenler, papazlar, doktorlar, önce kendi zincirlerinden kurtulmalı...' derken, bunun bu kadar iyi anlaşılabileceğini hesaba katmış mıydı bilmiyorum? :) Öğretmenlerin bireysel psikolojiye eğilmeleri konusundaki fikirlerine katılıyorum, çünkü iletişim sözel bir şey değil, çok daha komplike bir dışavurum mekanizması var. Bunu gözlemleyebilmenin tek yolu, ruhumuzdaki opus'a ulaşabilmek, gerçeğin merkezine, yadsıdığımız ne varsa, başarısızlıklarımıza, kusurlarımıza... Ne küçümsemek, ne de göklere çıkarmak... İnsan böyle bir şey değil. Hangimiz bir başkasına, bütün yönleriyle hakettiği değeri tastamam verebiliyoruz? Bizi zayıf kılan, başımıza gelen olaylar ve diğer insanlar değildir. Kendine yakınsan, güçlüsün... Değişebilmenin tek yolu bu çünkü... ... Keyifle okudum, ellerin dert görmesin🌹🎈
Özlem
Gönderi Sahibi
Eylül Türk 😘🌸💗🙏