Reşat Ekrem Koçu okumak bana her zaman hem zor hem de çok keyifli gelmiştir. Onu okurken kendimi sanki zamanda yolculuk etmiş ve eski İstanbul sokaklarında geziniyormuşum gibi hissederim. Bu kez o gezinti çok daha rahattı; sanırım bunda Serdar Soydan’ın katkısı büyük. Kitabı bitirdikten sonra fark ettim ki, sonuna bir sözlük eklenmiş. Oysa ben sayfalar arasında dolaşırken kelimelerin anlamlarını hep ChatGPT’ye soruyordum — meğer hiç gerek yokmuş.
Ama kitap bitip de sözlüğü görünce kendi kendime bir oyun uydurdum: Hangi kelimeleri öğrenmişim diye sözlüğü baştan sona taradım. Kelimelerin hemen hemen yarısının anlamını öğrenmiş olduğumu fark edince çok sevindim. İnsan kendi tarihini anlamak istiyorsa, o tarihte kullanılan dili de anlamalı diye düşünüyorum. Bu bağlamda, eski kelimelerle yeniden tanışmak hem aydınlatıcı hem de düşündürücüydü. Bazı kelimelerin zamanla anlam değiştirdiğini, deyimlerde ya da sarkastik deyişlerde yer edinirken esas anlamlarının gölgede kaldığını fark etmek çok ilginçti.
Bir de... Yazıldığı zamanı düşününce bu metin daha da etkileyici hale geliyor. Kötülüğün bu kadar ustalıkla başrole yerleştirilmesi, Koçu’nun anlatı gücünü muhteşem bir şekilde gözler önüne seriyor. Hem dönemin ruhunu taşıyor hem de zamanının çok ötesinde bir anlatım kuruyor. Gerçekten müthiş bir başarı.