·208 syf.····Okunma: 25 Mayıs 2025 21:45 Zehra – Nabizade Nazım Üzerine Duygusal Bir Değerlendirme
Bu kitabı okurken sanki sadece bir kadının değil, içindeki birçok kadının susturulmuş sesine kulak verdim. Nabizade Nazım’ın Zehra adlı romanı, bir aşk hikayesinden çok daha fazlası. İç içe geçmiş duyguların, bastırılmış arzuların, kıskançlıkla örülmüş bir trajedinin romanı. Ve en çok da, insanın kendi içine yönelip “Ben olsaydım ne yapardım?” diye sorduğu bir yüzleşme metni gibi.
Zehra’nın kıskançlığı ilk başta abartılı gibi geliyor insana. Ama sonra bir durup düşünüyorsun: Bu kız neden böyle? Sevgi mi eksik, güven mi, yoksa baştan beri hiç kendisi olmasına izin verilmemiş mi? Toplumun kadına biçtiği dar kalıplar içinde küçücük yaşta evlendirilen, duygularını açıkça ifade edemeyen, kendi varlığını hep bir “diğer kadın” tehdidiyle korumaya çalışan bir genç kadının çırpınışlarını okuyoruz aslında. Zehra, belki de sevemediği kadar sevilmeyi bekleyen, bunu göremeyince içindeki her boşluğu kıskançlıkla dolduran bir karakter.
Roman boyunca en çok içimi acıtan şey, kimsenin Zehra’yı gerçekten anlamaya çalışmamasıydı. Babası bile. Hemen herkes kendi çıkarına göre davranıyor, sevgi hep koşullu sunuluyor. Zehra’nın iç dünyası, zamanla kararan bir gökyüzü gibi; umutlar ufalanıyor, duyguların yerini korku, öfke ve kontrol alma çabası alıyor.
Ve en sarsıcı olan şu: Bu hikâye 1800’lerin sonlarında geçiyor ama hâlâ biz kadınlar bir başkasının gözünde nasıl göründüğümüze göre yaşıyoruz çoğu zaman. Hâlâ sevilmeye değer bulunmak için “makul” olmamız gerekiyor. Kıskanmak bile kadının ayıbı sayılıyor ama kimse o kıskançlığın altındaki yaraları görmüyor.
Yazar, toplumsal baskıları, aile yapısını, kadının içsel yalnızlığını ve duygusal kırılmalarını çok sade ama etkili bir dille işlemiş. Kısa ama yoğun bir roman. Okurken boğazında bir düğüm, kalbinde ince bir sızı bırakıyor. Çünkü Zehra yalnızca bir karakter değil, toplumun bastırdığı, duygularını yanlış yönlere kanalize eden bir sürü “gerçek Zehra”nın temsili gibi.
Bu romanı bitirdiğimde içimde hem bir üzüntü hem de bir anlayış oluştu. Zehra’yı suçlamak yerine ona sarılmak istedim. Belki de hepimizin içinde bir parça Zehra var. Ve belki de en çok kendi içimizdeki Zehra’yla barışmamız gerekiyor.