İnsan önemsenmediğinde yeraltında (bilinç altında) biriktirdikleriyle kendini zehirlemeye başlar. Bu hâli düzelmezse etrafına da zehir saçmaya devam eder. Ana karakterin kitap boyunca mızmızlanıyor gibi hissettirdiği düşüncelerinin temelinde yatan acıklı sebebin önemsenmeme olduğunu "Halbuki bana bir sinek kadar değer vermediler" cümlesinden anlıyoruz. Sadece bu cümleden değil tabi ki. Kahramanımız zaman zaman dayak yiyen insanlara özenecek kadar önemsenmek istiyor. Ne var ki payına yine değersiz görülmek düşüyor.
«Bilardo masasının yanında yolu kapadığımın farkında olmadan duruyordum. Geçmek isteyen subay, hiçbir şey söylemeden omuzlarımdan kavradığı gibi -hiç haber vermeden, bir açıklama bile yapmadan- durduğum yerden beriye çekti ve hareketinin
farkında değilmiş gibi önümden geçti. Dayağı affedebilirdim, fakat bu adamın hiç ehemmiyet vermeden beni yerimden alıp öteye koymasına dehşetli içerledim.
Aramızdaki kavganın usulüne uygun, edebi bir kavga olması için, kör olayım, neler vermezdim!»
Değersizlik duygusunun insanı nasıl sefil hale getirdiğine yalnız bu romanda rastlamıyoruz. Köpek Gibi Yetiştirilmiş Çocuk kitabında, öykülerden birinde, bir delikanlı tecavüz ettiği kızlardan birini öldürüyor ve ölen kızın ağlayan annesini görünce "neden ağlıyor ki? Tutuklanacak olan benim" diyecek kadar psikolojik sıkıntısını ortaya koyuyordu. Bu delikanlının geçmişi araştırılınca, bebeklik yıllarında annesi ve babası tarafından sık sık terkedildiğini, ağlamalarına ve duygularına karşılık alamayan bu bebeğin de zamanla başkalarının duygularına yabancılaştığını öğreniyoruz.
Yine Patrick Süskind'in "Koku" romanında, "Jean Babtiste Grenouille" doğuştan iyi veya kötü kokusu olmayan bu yüzden kokuların her türlüsüne zaafı olduğu için bu uğurda diğer insanlara ve sonunda kendine zarar veren bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. İnsan iyi veya kötü bir kokusunun olmasını yani belirleyici ve insanlarda iz bırakan bir yönünün olmasını istiyor.
Sevilmek bile öğrenilen bir duygudur. Hayatla ilk tanıştığı yıllarda sevilmemiş bir insanın ilerlemiş yaşlarında sevgisini ortaya koyması genelde zor oluyor sanırım. Üstelik kendilerinin sevilmeyeceğine dair inançları o kadar güçlü ki, sevgi gördüklerinde bunu nasıl karşılayacaklarını bilemiyorlar. Nitekim kitapta ana karakterin, aşk hakkındaki yorumunu, kitabın tamamına yayıldığı için öğrendiğimiz anne-baba sevgisinden mahrum büyümesine ve çevresinin ilgisinini de kazanamayışına bağlıyorum:
«İIkin sevmek elimden gelmezdi, çünkü bence sevmek, manevi üstünlük kurmak, zorbalık etmek anlamına gelir. Ömrüm boyunca başka türlü düşünmedim; hatta şimdi bile bazen
sevginin, sevdiğimizin bize gönül rizasıyla bağışladığı, kendine zorbalık etme hakkından ibaret olduğunu düşünüyorum. Yeraltı hayallerimde bile aşkı nefretle başlayan ve manevi zaferimle biten bir mücadeleden başka
şekilde kuramıyordum. »