Stephen W. Hawking ’in Zamanın Kısa Tarihi adlı eseri, yalnızca bir bilim kitabı değil, evrenin işleyişine dair derin bir merakın ve insan zihninin sınır tanımayan keşif arzusunun izlerini taşıyan felsefi bir yolculuktur. Kara deliklerden büyük patlamaya, zamanın doğasından evrenin sınırlarına kadar uzanan bu anlatı, akademik bir metnin soğukluğundan uzak, adeta bilimin şiirsel bir yorumu gibidir.
Kitabın en dikkat çeken yönü, evrenin karmaşık yapısını gündelik dilin sadeleştirici gücüyle okuyucuya sunmasıdır. Hawking, Einstein'ın görelilik kuramı, kuantum fiziği, entropi ve zamanın oku gibi soyut ve zorlayıcı kavramları, teknik jargona boğulmadan ama bilimsel derinlikten de ödün vermeden anlatır. Bu yaklaşım, bilimsel bilginin yalnızca akademiye ait olmadığını, evrensel bir merakın herkesle paylaşılması gerektiğini gösterir.
Kitabın arka kapak yazısında yaklaşık 40 dile çevrilen bu kitabın dünya üzerindeki her 750 kişiden birinin edindiğinden bahseder. Önsözünde söz konusu başarısını, şu türden büyük ve önemli sorulara geniş bir ilginin olduğunun işareti olarak görüyor: Nereden geldik? Ve neden evren şu an olduğu gibi?
Hawking’in dili zaman zaman matematiksel gerçekliklerin ötesine geçer. Evrenin başlangıcına ve sonuna dair sorular, kaçınılmaz olarak metafizik alanlara da uğrar. Bilim ile felsefenin kesişim noktasında dolaşan yazar, "Tanrı evreni nasıl yarattı?" sorusunu bilimsel bir mercekten incelerken, bir bilim insanının tevazu dolu merakını da metne taşır.
Zamanın Kısa Tarihi, yalnızca bir bilim kitabı değil; aynı zamanda insanın evrendeki yerini, zamanın ve varoluşun anlamını sorgulayan bir düşünce davetidir.
Bilime ilgi duyan pek çok kişi için bir başyapıt olduğu kadar, bilinmeyene duyulan hayranlığın da zarif bir ifadesidir. Hawking’in sesi, bilimle yoğrulmuş ama insan sıcaklığını yitirmemiş bir anlatının ölümsüz örneği olarak yankılanır: “Evrenin sırlarını çözerken aslında kendimizi arıyoruz.”