Kitabın sonlarına kadar Aleksey’in nasıl bir kumar bağımlısı olduğunu anlamadım ama sonunda anladım ki tüm kitap boyunca zaten kumar bağımlısıymış. Kumarı sadece kumarhanede değil hayatın kendisiyle de oynuyor. Polina’nın tek bir sözüyle kendini öldürmeye hazır ama Polina’yı çok sevdiğinden değil risk alma arzusundan kaynaklanıyor. Polina onu terk ettiğinde kumarı kaybetmenin cezası olarak Paris’te parası sömürülene kadar kalıyor. Gerçekten ilginç bir karakter ve aynı zamanda ahlakından da vazgeçmiyor. Fakirlikten kırılsa bile hırsızlık gibi şeylere başvurmaktansa uşak olmayı hiç tereddüt etmeden tercih edebiliyor. Yani kendisi de durumun farkında ama bu durumu tamamen kabul edip benimsemiş. Aynı zamanda bu karakteri yazan Dostoyevski’de kendi durumu kabullenmiş. Polina’nın hareketlerine gelirsek bu kız ne yapıyor ve neden yapıyor kitap boyu anlamadım. Kibir ve gururdan kaynaklansa İngiliz’in yanına da gitmezdi. Gerçekten kimi sevdiğini de anlamadım. Sanırım kimin yanındaysa diğerini daha çok seviyor. Büyükannede komik bir karakterdi, hatta başta Kumarbazın o olduğunu sandım. O da kumarbazmış ama Aleksey kadar değil. İngiliz bu kitaptaki herkesten daha karakterliydi. En sonunda hepsinin yardımına o koştu ve son konuşması da çok güzeldi.
“Katıyürekli olmuşsunuz. Sadece yaşamdan, şahsi ve sosyal çıkarlardan, insanlık ve vatandaşlık sorumluluklarınızdan, dostlarınızdan, kazanmak haricinde her tür amaçtan uzaklaşmakla kalmamış, hatıralarınızdan bile uzaklaşmışsınız. Ben sizi yaşamınızın en tutkulu, en güçlü olduğunuz zamanındayken hatırlıyorum, ama kendinize dair o zamanki en iyi izlenimleri unuttuğunuza eminim; hayalleriniz, en acil günlük arzularınız artık pair ve impair, rouge et noir, ortadaki on ikiden öteye gitmiyordur, bundan da eminim.”