Mezbaha Beş Öncelikle belirtmeliyim ki biz burada saf bir kurgu okumuyoruz. Birebir kendi travmalarını mizahi bir dille ortaya koyan bir yazarın, savaşın aslında ne anlama geldiğine dair bize ulaştırmaya çalıştığı sesini duyuyoruz. Romanı okurken yalnızca bir karakterin değil, yazarın da içsel dünyasına tanıklık ediyoruz.
Dresden katliamı sırasında savaş esiri olmuş Billy, yıllar sonra o dönemi ve o dönemde yaşadıklarını kitap haline getirmeye çalışan sıradan bir insan olarak çıkıyor karşımıza. Bu amacında ne derece başarılı olabiliyor bunu okuyarak göreceksiniz. Bir açıdan da, olayların asıl kahramanı Kurt Vonnegut bize bu kitabı ulaştırabildiğine göre, dolaylı yoldan başarılı olunabilinmiş gibi duruyor.
Bilim kurgu gibi başlayan eser, bize savaşın insanlıkta bıraktığı kara lekeleri tek tek gösteriyor. Fiziki anlamda yok edilmiş insanlar ve bu yok edilişe tanık olarak ruhsal anlamda yok edilen diğer insanlar… Dresden’in bombalanmasıyla kül olan bedenlerin yanında, Billy’nin zihni de yavaş yavaş parçalanıyor.
Billy eski bir asker de olsa, bir kahramanlık hikayesine ait biri değil. En sıradan, hatta komik denebilecek türden bir insan olarak görüyoruz onu çoğu yerde. Bu şekilde, onun hikayesi de evrenselleşiyor belki. O sadece, savaşın içerisinde var olmaya mecbur bırakılmış birçok insandan biri. Kurt Vonnegut