Martin Eden, romanın başında denizcilik dönemlerinde somatik, psişik ve sosyal rolleri arasında uyumlu bir hayat süren biriydi. Ancak Ruth ile tanışması ve ona âşık olmasıyla birlikte kendisine transandantal bir rolden bakmaya başladı. Gördüğü kişiden memnun kalmadı, hatta adeta dehşete düştü. Ruth’a olan aşkı metaforikti; aslında Ruth’un yaşamı aracılığıyla kendi yaşamına bakıyor ve olmak istediği kişiyi görüyordu. Bu nedenle, kendini o noktaya ulaştırmak için yoğun bir çaba sarf etti.
Bu çaba, kitap okumaya ve “bilmek” eylemine saplantı derecesinde yönelmesine neden oldu. Bildikçe, kendini görmek istediği yere yaklaşacağını düşünüyordu. Ancak sürekli "bilen" rolünde takılı kalması, diğer rolleri oynayamamasına yol açtı. Açlığını fark etmiyor, uykuyu istemiyordu. Ruth ile tanışmadan önceki sosyal atomundan uzaklaşmıştı. Bilen rolüyle değerli ve kıymetli olacağını sanıyordu fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Çünkü içinde bulunduğu toplum, kültürel konservelerle doluydu. Toplumun standartlarına uymayan Martin Eden, içinde yer almak istediği sosyal atom tarafından kabul edilmedi.
Martin spontan ve yaratıcı biriydi. Bu özellikleri sayesinde bir süre sonra yaratıcı gücünü kullanarak yazmaya başladı. Oto-telesi güçlüydü; kendine inanıyor, yazdıklarının önemli olduğunu biliyordu. Ancak toplum onu anlamakta gecikti. Romanda sık sık aşkı için bunları yaptığını ifade etse de, bu çaba Ruth için değildi. Ruth’la birleşebilmek için yapması gereken tek şey, bir iş bulup düzenli maaş almaktı. Aslında ona âşık değildi, bunu sonraları kendisi de anladı.
Anda, kendisiyle ilgili sevip değer vereceği bir yön bulamadığı için, hep geleceğe odaklandı. Değerli ve anlamlı biri olmayı yazarlıkta aradı. Onu değerli görmesini istediği kişiler tarafından anlamlı biri olarak kabul edilmek istiyordu. Kendi anlamını yazmakta buldu. Ancak toplumun onu anlamadığını düşünmesi, girmek istediği sosyal atomun aslında bir hiç olduğunu fark etmesi, onda derin bir hayal kırıklığı yarattı. Ne eski sosyal atomuna dönebiliyordu ne de yeni sosyal çevresinde mutlu oluyordu. Uğruna her şeyi yaptığını sandığı Ruth da artık hayatında yoktu.
Geç gelen şöhret, para ve değer onu tatmin etmedi. Gerçekten değer gördüğünü düşünmüyordu. Toplumun ikiyüzlülüğünü açıkça gördü. Martin, kendi gerçekliğinin doğru ve tek olduğunu sanıyor; başkalarının gerçekleri farklı olduğunda onları bayağı, rezil ve pespaye olarak görüyordu. Herkesin farklı bir gerçekliği olabileceğini anlamıyordu. Kendine, diğer insanlara ve hayata karşı esnek olamayışı, onu herkesten uzaklaştırdı. Sonunda kendini yapayalnız hissetti.
Sosyal atomları öldükçe, yani sosyal çevresinden uzaklaştıkça kendi ölümünü de hazırladı. Romanın sonlarına doğru yaşadığı rol çatışmaları, sosyal rollerinin giderek kaybolması, psişik role gerilemesine ve mutsuz hissetmesine neden oldu. Bu da zamanla somatik role dönüşerek sürekli uyumak isteyen bir hale gelmesine sebep oldu. Trajik son ise, kendinden vazgeçmesiyle gerçekleşti.