Gönderi

Anakronik bir Doğu karikatürü
Puan vermedi·64 syf.··
2025 9. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2025 02:01
Slavistik alanının ilk araştırmacılarından olan Jan Potocki aynı zamanda Polonya’nın ilk arkeoloğu, balonla uçan ilk Polonyalı ve hatta ilk Polonyalı turist sayılmaktadır. Bilhassa son üç sıfatın bu eserimizle doğrudan münasebeti var: Yazar, bu 1792 tarihli kurgusunu en iyi bildiği şey ile, seyahat biçiminde kurgulamıştır. Bu biçimin kaynağı da ahlaki ders veren hikâyelerin ta kendisi olmakla birlikte kahramanlarına rağmen dinden ziyade gözlenen toplumun eleştirisi mahiyetindedir. Ancak kitabın adından da anlaşılacağı üzere kurgunun Polonya’yla bir alakası yoktur. Yazarın hayranlık beslediği Doğu kültürünün yeniden biçimlendirilip Avrupa’ya takdim edilmesi olarak ele alınabilir. Fakat bu biçimlendirme başlı başına irdelenmeyi hak ediyor zira anakronizm kavramının mükemmel ve şiddetli bir emsali. Bu metin ile Doğu’yu bilhassa İslam’ı öğrenmeye başlayacak bir Avrupalı okurun hayal kırıklığına uğramaması işten bile değildir. Gerçekten yaşamış olan kahramanlar kendi yaşadıkları dönemden kopartılıp aynı kervanda yol arkadaşı haline getirilmiştir: 8. yüzyılda yaşamış olan Hanefi mezhebinin kaynak kişisi İmâm-ı Âzam Ebu Hanife ile 13. yüzyılda yaşamış âlim Hacı Bektâş-ı Velî. Ancak zamanbozumu bundan ibaret değildir, mesela 9. yüzyıldaki Karmatî isyanı biraz evvel gerçekleşmiştir. Bu ve buna benzer başkaca örnekler çoğaltılabilir. Bunlardan hareketle eserin türünü tarih yaratımından yola çıkarak spekülatif ve alternatif tarihin bir melezi olarak etiketlemek mümkündür. Bu tartışmalı olsa bile esere dair apaçık bir hakikat var ki o da ekserisi Arap olmakla birlikte İslam coğrafyasının tarihsel-kültürel bir karikatürünü sunmasıdır. Bunu yaparken yazarın, İslam toplumlarında görülen kıssalardan, ibretlik hikâyelerden etkilenip güzel ahlâka yönlendirme amacı açıkça hissedilmektedir. ! Heveskaçıran içerir: Kurgunun iki temel kahramanı vardır. Biri Hacı Bektaş ve diğeri de genç Hafız. İkisi de Ebu Hanife ile birlikte aynı kervansarayda kalmaktadırlar. Gece boyu eli kalem tutup eseri üzerine düşünen bilginler bilgini Ebu Hanife sabahleyin baş ağrısıyla uyanırken geceleyin kaygısızca şarkı söyleyip yatan Bektaş güzel bir uyku çekip uyanmıştır. Bektaş, mermere kazınmış adların hâlinden yola çıkarak zamanın tüm adları sildiğini söyleyip bilgine îmalı bir söz eder. Bilgin ona pek kulak asmaz ve gider. Bu noktada yazarın din ve tasavvufu birbirinden oldukça farklı noktalarda konumlandırdığını ve dünyayı kavramada tasavvuftan yana bir tavır sergilediğini söylemek gerek. Bu tavır için; Lehistan'ın uzun süre Osmanlı egemenliğinde olması ve Balkanlardaki Türk varlığının Bektaşîlikle iç içe olmasının yazar üzerindeki şaşırtıcı olmayan büyük etkisi diyebiliriz. Hemen sonra bu sözü işiten genç bir Hafız, Bektaş’a yaklaşarak bu sözdeki öğütten etkilendiğini söyleyip soyut bilgilerin peşinden koşmayı bıraktığını ve bu seyahatle somut dünyayı tanımaya karar verdiğini söyler. Böylece bu iki kişi dost olur. Kurgunun ilerleyen bölümlerinde Hafız’ın Musullu olduğunu ve Bağdat’ta moda olan Sinbad’ın serüvenlerine öykünerek seyahate çıktığını öğreniriz. Neredeyse her bölümde bir istasyonda duran kervan, aynı zamanda okuru ahlaki bir tespite ulaştıracak bir senaryoyu haizdir. Toplumsal gerçekliğe, hayal ile hakikatin çelişkisine veya uyumsuzluğuna, ideal düşünce ve kuralların uygulamadaki tezahürlerine, halkın fakirliğinin sebeplerine, siyasetin yozlaşmışlığına, sultanların yetersizliğine ve benzeri hâllere dair irili ufaklı çoğu olumsuz neticeleri gözler önüne serer. Zaten Bektaş daha tanıştıkları ilk anda genç Hafız’a bunları göreceğini doğrudan söylemiştir: “Saygıdeğer efendim” diye cevapladı Bektaş; “gittiğiniz her yerde iyilikten çok kötülükle karşılaşacaksınız, ama nerede olursa olsun, kötülüğün içine biraz da olsa iyiliğin karıştığını göreceksiniz, bu kadarı da, bana göre, bilge kişinin yaşamın kötülükleri karşısında avunmasına yetmeli.” (syf. 11) Bu olumsuz tabloya rağmen Bektaş’tan ileri gelen bir iyimserliğin eserin geneline hakim olduğunu da söylemek gerekir. En nihayetinde aşkın göreceliğini ve bitebileceğini aktarmada yardımcı olan Mecnun lâkaplı Abdülaziz’in hikayesinden sonra kitaplardan edindiği hayal ve beklentilerinin aksine içler acısı durumdaki İslam coğrafyasının olumsuz şartlarına da daha fazla tahammül edemeyen Hafız, kardeş özlemiyle planladığı gibi Kaledonya Adaları’na değin gitmekten vazgeçer ve yolculuğunu bitirip memleketine dönmeye karar verir. Bektaş da onunla gider, kardeşlerin buluşmasına şahitlik eder ve sonra onu aramakta olan dervişlerinin yanına Konya’ya döner. Bektaş’ın rindce sözlerinin art arda konmasıyla bir vecizeler risalesi çıkartılabilecek bu sade ve anlaşılır öykü okura genel olarak gerçekliğin içinde ve dışında olmanın insanı farklı sonuçlara götürebileceğini göstermektedir. Zamanda yolculuk yaparken karşılaşmış gibi duran kahramanların içinde bulunduğu kervan, okuru asla yormayan gayet koronolojik bir istikamette aheste aheste ilerlerken seyahatin hızını ve gerçekliğini ölçmek biraz vakit alabilir ama eser yarım saatte bitirilecek kadar kısa ve akıcıydı. Buna mukabil üzerine düşündüren tarzda anlamlı ve hoştu. Hatta ders çıkartabilecekler için ibretlik hikayelerle tıka basa dolu olduğunu söyleyebiliriz. Şuraya da göz atabilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
Hafız'ın YolculuğuJan Potocki · Yapı Kredi Yayınları · 2020414 okunma
··
819 Gösterim
1 Yorum
Ayrıca bir inceleme yazmaya gerek olmadığını hisseiteren bir inceleme olmuş. Paylaşım için teşekkürler..
Evcimenkalem
Gönderi Sahibi
Bu güzel sözleriniz için ben teşekkür ederim 🌾🌼
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.