Puan vermedi·224 syf.····Okunma: 22 Nisan 2025 00:00 Orange, geçmiş ve gelecek arasına sıkışan zamanın bazen acımasızlığını bazen de ruhlara, vicdanlara sunduğu ikinci şansı canlandırıyor gözümde. Bir grup gencin arkadaşlıklarını, birilerinin aşklarını konu alan bu serinin alt yapısında çok derin insani konuları kucaklıyor. Yedi kitaptan oluşan bir seri, ilk beş kitapla tamamlanmış sonrasında yazarın isteği üzerine 6. ve 7. kitaplar oluşturulmuştur. Yani ilk beş kitabı okumak aslında yeterli. 6. ve 7. kitaplar beş kitap boyunca ince ince işlenen konuları o arkadaş grubundaki herkesin kendi bakış açısından olayları izletiyor, e dikkatli bir okur bu bakış açılarını ilk beş kitapta yakalamıştır o yüzden 6. ve 7. kitapta biraz sıkıldım diyebilirim. Bu seriyi okumak kesinlikle çok eğlenceli, biraz hüzünlü ve düşündürücüydü. Çizimlerin ruha bu kadar dokunabilmesi, basit gibi görünen bu çizimlerin altında sakladıkları beni hâlâ şaşırtıyor.
Beş kişilik güzel bir arkadaş grubuna, okula uzaklardan gelen Kakeru bu gençlerin hoş görüşü ve enerjileri sonucu katılır. Bu okul gününün sabahı çok utangaç, sevimli ve nazik başkarekterimiz Naho gelecekten mektup alır. Bunu garipser yine de arkadaşlarının bir şakası olduğunu düşünür ve okur. Kakeru'nun o gün geleceği ve onunla arkadaş olacakları ama okul çıkışı onu kesinlikle çağırmamaları gerektiği yazılıydı. Yine de bunu önemsemez ve akşam arkadaşlarının onu çağırmalarını engellemez. O günden sonra Kakeru on gün okula gelmez ve onun hakkında haber alamazlar.
Burada olayı anlatıp beni bu kitapta en etkileyen noktaya değinmek istiyorum. Kakeru'nun annesi okulun ilk günü oğluyla beraber hastaneye gitmek istediğini ve onun herhangi bir yere gitmemesini söylemiştir. Ancak futbolu çok seven Kakeru arkadaşlarının davetini reddedemez ve onlarla gider. Döndüğünde annesinin intihar ettiğini öğrenir. Bu annenin bir anne olup olmadığı sorgulanır ki bence anne olmayı hiç hakketmeyen biri. Kakeru’nun annesi oğluna kendi duygusal yükünü taşıtıyor, hatta zaman zaman onu duygusal bir partner gibi konumlandırıyor. Bu Kakeru için önemli bir kırılma noktası, bu yükle aldığı içine kapanma hali serinin en can alıcı noktalarından birini oluşturuyor. Birincisi bir annenin evladından annelik, ebeveynlik belki beklemesi bir çocuğa yükletilecek en ağır sorumluluktur. Kakeru'nun annesi kendi yalnızlığını oğlunun varlığıyla doldurmaya çalışmış ve bağlı olmak yerine bağımlı olmayı seçmiş, bunun sonucunda da intihar etmiş. Kakeru bu intihardan kendisini sorumlu tutar ve depresyonunu içten içe biraz da kendini tüketerek yaşar. Zaten sessiz ve içine kapanık olan Kakeru bu olayla daha da içine kapanır ve derdini kimseyle paylaşmaz.
On günün sonunda okula dönenen Kakeru'nun arkadaşları merakların saklayamaz ve onu soru yağmuruna tutarlar, bir şey söylemeyen Kakeru'yu rahatsız etmeden eğlenceli anlarına devam ederler. Naho'nun on yıl ilerisindeki kendisinden aldığı mektup onun kafasını hep karıştırır ve nasıl davranması gerektiği hakkında hep bir ikilem içerisindedir çünkü mektuba uyduğu bazı yerlerde olaylar kötü sonuçlanıyor bazılarında da tam olması gerektiği gibi oluyor. Ki bu mektubun amacı Kakeru'nun ölümünü önlemek olması kötü şeylerin sonucunda kendini sorumlu ve hatalı hissetmesine sebep oluyor. Tabi bu süreçte Kakeru ve Naho arasında hoşlanmalar ardından da Japon tarzına uygun aşk başlar. Bu aşkın üçüncü tarafı da vardır ama çok saf ve düşünceli, fedakar bir taraf olan Suwa. Suwa enerjik, sportif ve korumacı bir erkektir, Naho'yu her zaman sevmiştir ama Naho bunu çok sonra fark eder. Suwa, Naho'yu sevmesine rağmen Kakeru ile yakınlaşabilmeleri için çaba göstermiş ve Naho'nun tüm fikirlerine sonsuz bir saygı duymuştur.
Kitabın sonunda Kakeru hem yaşar hem ölür. Bize iki evrende olacakları gösterir ayrıca Naho'ya gelen mektup aslında herkese yani arkadaşların beşine de on yıl gelecekteki kendilerinden aynı mektup gelmiştir. Hatta 5. kitapta bu mektupları kendilerinin farklı bir evrenden gönderdiklerini izliyoruz. İki evren arasında gidip gelmek hakikaten kafa karıştırıcıydı yani sonuna gelmeden tam olarak olayları otutturamadım. Kakeru'nun mektupta yazılan kazada ölmediği evrende Kakeru ve Naho çok güzel bir aşk yaşar ve evlenirler. Kakeru'nun öldüğü evrende ise Naho Suwa ile evlenir ve bir çocukları olur.
Grubun diğer üyelerinden de kısaca bahsetmek isterim. Azusa, çok pozitif ve enerjik bir kızdır. Takako ile yakın arkadaştır ayrıca epey konuşkandır :) Naho'nun her zaman yanında durur ve özellikle aşk konularında onu destekler. Takako Chino, sert görünümlü, olgun ve korumacı bir kızdır. Okulda Naho'ya ve diğerlerine sataşan şımarık kızlara haddini bildirmekte ustadır. Saku Hagita, gözlükleriyle dalga geçilen, mizah seviyesi yüksek hem sessiz hem eğlenceli grubun en garipsediğim üyesidir. Bu arkadaşların bağlılıkları, birbirlerine olan desteklerini izleme gayet eğlenceliydi özellikle arkadaşları Kakeru'yu korumak için gösterdikleri o çaba kalbe dokunuyor.
“Keşke bana da mektup gelseydi” duygusuna değinelim. Bu ne kadar mümkün olmasa da bu tür kitaplarda ister istemez düşünüyoruz. Kayıp Eşyalar Hanı'nda pişmanlığımızı düşünmek veya aramak gibi. Herkesin hayatında pişmanlık duyduğu anlar vardır. Çoğumuz bir noktada "ya o gün başka türlü davransaydım?" diye düşünürüz. Birinin bizi zamanında uyarmasını, rehberlik etmesini, hatta sadece yanımızda olmasını isteriz. Burada hatalı olmakla ilgili bir durum da yok. Sadece bilinmeyenler arasında yaşamak yeterli, yani insan olmak. Zamanın bize sakladıklarını bilmek veya daha deneyimli birinden dinlemek isteriz. Kimi zaman bir arkadaş, kimi zaman sadece bizden daha deneyimli bir "gelecek biz".
Peki birine aşıkken onun istediğiyle yetinmek, müdahale etmemek ve desteklemek. Eminim günümüzde de bu tür durumlar fazlasıyla yaşanıyordur. Suwa olabilen kaç kişi var merak ediyorum. Suwa'nın hem Naho'ya olan sevgisine ihanet etmemesi hem Kakeru'yu duyduğu sadakate ihanet etmemesi, bunların yanında yaşadığı iç karışıklıklarla beraber mutluluk bencilliği etmemesi takdire şayan... Suwa'nın bu ilişkiye karışmaması anlık bir dürtüyle değil tamamen güçlü karakterinden dolayı yaptığı bir davranış olduğunu da söylemek gerekir.
Orange bana çok güzel mesajlar verdi. İlk başta Orange bize kusursuz olmayı değil, farkında olmayı öğretiyor. Orange biraz da gelecekteki benle yüzleceğimizi hatırlattı. Hepimiz bir gün büyüdüğümüzde o an onları yapmasaydım ya da daha fazlasını yapsaydım dememek için dikkatli olmak gerektiğini hatırlattı. Bu kitap bir daha bu sanatı sevdirdi bana, çizimleri, duyguların çizilmiş halini... Gayet akıcı ve güzel, ilk beş kitabı bu sanatı seven herkesin okumasını ister ve tavsiye ederim.
Naho'nun utangaçlığını, Kakeru'nun içine kapanıklığını, bu ikisi arasındaki enerjiyi bazen de diyaogsuzluğu, Suwa'nın gizli kahramanlığına, güçlü karakterine ve Japon kültürünü izlemeye bayıldım. (İntihar perileri dışında :) Umarım bir gün birilerinin gelecek mektubu olabilirim...
İyi okumalar, kitaplarla kalın <3