·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Temmuz 2025 19:47 Kitabın kapağında yer alan soru ile başlamak istiyorum: "Hiçbir şey hissedemeyen insanlar nasıl ağlar?"
Kitabın kapağını okuduğum andan itibaren bunu ara ara düşünüyorum. Duygular, hayatımızın bir parçası. Bazen duyguların öyle etkisinde kalıyoruz ki inandığımız doğrular ve yanlışlar değişiyor. Ya da gözümüzün önünde duran gerçekler başka anlamlara bürünüyor. Ama ya duyguların hiçbirini hissetmeseydik?
Bazı duyguların sırf isimleri bile olumsuzmuş gibi gelir. Üzüntü, öfke, korku ve utanç bunlardan bazıları. Bu duyguları zaman zaman dışlarız. Hissetmek istemeyiz. Bize yükmüş gibi gelir. Ama şu an düşündüğümde bu duyguları hissetmemeyi dileyemem. Sanki her duygu, onları hissetmemiz gerektiği anlarda bize bir şeyler öğretir ve bizi büyütür.
Ana karakterimiz Yunjae aleksitimi hastası. Yani duygulara bir hayli yabancı. Okurken empati yapmakta zorlandığım anlar oldu. Duyguları, onun sorgulamalarıyla yeniden anlamaya çalıştım. Tüm yaşadığı sorunlara rağmen annesi ve ninesinin çabaları öyle güzeldi ki... Aralarında var olan bağ bana mutluluk verdi. Ama daha sonra yaşanan olayları, hayatına dahil olan yeni insanları ve bir şeyleri anlama çabalarını okurken diğer saydığımız duygular da bana eşlik etti.
Kitapta var olan her karakterin yaşadığı bambaşka olaylar var ve bir süre sonra neredeyse hepsiyle bir bağ kuruyorsunuz. Karanlık yanları ve bence acıları pek fazla olan Gon'la da, okurken neşesini ve anlayışını hissettiğim Dora ile de böyle oldu. Ön planda olmasa da Doktor Shim'in Yunjae'yi yargılamadan dinlemesi, ona sahip çıkması ve sürekli yardım etmeye çalışması çok güzeldi.
Kore edebiyatı ile bu kitapla tanıştım. Bu yüzden bende yeri hep ayrı olacak.