·640 syf.····Okunma: 02 Temmuz 2025 11:51 Hem çok iyi yazılmış hem de beni çok etkileyen bir roman “Amerikana”. Nijerya’da tanışıp aşık olan iki gencin başka ülkelere göç etmeleriyle yollarının ayrılması ve yıllar sonra tekrar ülkelerinde kesişmesinin hikayesi kısaca. Ancak Adichie’nin anlatımı hakikaten çok etkileyici ve bundan da önemlisi bu aşk hikayesine aslında gerek kendi ülkesinin gerçeklerini gerekse ABD’nin gerçek yüzünü ve göçmenliği çok güzel yedirmiş.
Hikaye, ABD’ye göç edip kendisine burada bir hayat kurmuş Ifemelu’nun yıllar sonra ülkesi Nijerya’ya dönmeye karar verişiyle açılıyor. Karakterin bu kararıyla beraber yazar okuru geçmişe götürüyor ve Ifemelu’nun geçmişi ekseninde de adeta ülkesi Nijerya’nın baştan aşağı röntgenini çekiyor. Şekil değiştirip kültürel emperyalizm olarak Üçüncü Dünya ülkelerinin gerçeği haline gelen sömürgeciliğin uzantılarını müthiş anlatıyor. Farklı sosyoekonomik sınıfların karakteristik özelliklerini, yolsuzluklarla dönen siyasi düzeni, askeri darbeler ve grevlerle sürekli bir çalkantı halinde olan toplumu, pamuk ipliğine bağlı ekonomiyi, kültürel yozlaşma ve erozyonu, kendi kimliğini kaybedip kendine dayatılana özenir hale gelmeyi o kadar yerinde anlatıyor ki gözünüzde kolayca canlandırıyorsunuz. Sonrasında karakterimizin ABD’ye göçüyle beraber bu kez Birinci Dünya’nın gerçeklerini gözler önüne seriyor: ırkçılığın dünden bugüne geldiği nokta, akla hayale gelmeyecek küçük, gündelik detaylarla hayata sızıp orta sınıf beyaz adam’ın dayattığı kendi kuralları ve standartları, yani a’dan z’ye her yönüyle ayrımcılığı ve siyahi bir göçmen olmayı muazzam işliyor. İlerleyen kısımlarda İngiltere özelinde de durumun pek farklı olmadığını görüyoruz.
Adichie, ülkesindeki farklı perspektifleri çok iyi gözlemlemiş, analiz etmiş ve bunu da ustalıklı bir hikayeyle çok güzel anlatmış. Sadece farklı sınıflardan Nijeryalıları değil, göçmenlik gibi bir deneyim sonrası ülkeye dönenler ve dönmeyenlerin de çok başarılı bir şekilde profillerini çizmiş.
Daha önce “Mor Amber” ve “Yükselen Güneşin Ülkesinde”yi okuyup (ikinciyi daha fazla olmakla beraber) ikisini de sevmiştim. Ama “Amerikana” daha da güzeldi. Üstelik, anlatılan göçmenlik hikayesiyle hiçbir ilgim olmamasına rağmen çok etkiledi beni, bazı yerleri gözlerim dolu dolu okudum-ki bu da anlattıklarının amacına ulaştığının yanında duyguları da çok iyi yansıttığını gösteriyor bence. (Keza siyasi ve toplumsal gözlem gücünü ve anlatımının güzelliğini insani ilişkiler konusunda da görmek mümkün, kitapta aynı zamanda ikili ilişkilere dair çok iyi hikayelerle paylaşılmış güçlü tespitler var.) Okuduktan sonra uzun süre etkisinde kaldım, hâlâ da zihnimde dönüyor bazı yerleri, öyle ki ardından yeni bir kurguya başlayamadım ve kurgu dışıyla devam ettim yaklaşık bir hafta. Çok, çok sevdim.