·318 syf.····Okunma: 09 Temmuz 2025 21:11 Yazarın Doğu'nun Limanları romanını çok beğenmiştim, onun da biraz heyecanı ile hevesle başladım Semerkant'a. Fakat çok da umduğumu bulamadım. Kitap 4 kısımdan oluşuyor. İlk iki kısım biraz tarihin içine girip tarihi kişiliklerin yazarın nazarından anlatımı şeklinde oluşuyor. Diğer iki kısım biraz daha günümüze yakın ama yine tarihi belli olaylar ile alaka kurularak anlatılıyor.
Türk olmak bana hep iyi hissetirmiştir, milliyetimi seviyorum. Fakat hiçbir zaman koyu, körü körüne bir milliyetçi olmadım. Bunun bir üstünlük göstergesi olduğunu da düşünmedim. Neticede bir çaba ile elde edilmiş bir şey değil, pekala başka bir milliyete de sahip olabilirdim. Elimizde olan bir şey değil bu husus. O yüzden bazıları gibi ben Türk'üm, ben Arap'ım, ben İngiliz'im diye böbürlenmek bana çok saçma gelmiştir. Neticede bu senin değiştiremeyeceğin kaderlerinden birisi.
Öte yandan tarihin çok da objektif olmadığına inanıyorum. Her millet, tarihi kendi gözünden yazıp çiziyor. Derslerde gördüğümüz, öğrendiğimiz tarihin illaki yanlı tarafları vardır. Bu konularda böyle düşünsem de Amin Maalouf'un bu romanında Türkler, Selçuklular, Tuğrul Bey, Çağrı Bey, Sultan Alparslan, Sultan Melikşah ve Sultan Abdülhamid için kullandığı üslup ve ifadeler beni fazlasıyla rahatsız etti. Dediğim gibi bize bir Türk olarak derslerde bu konularda bu isimler hep övünesi kişiler olarak anlatılmış olabilir, ben bu konuda bağnaz birisi değilim. Buna eyvallah. Yüzyıllar önce yaşamış insanları hatasız, mükemmel, örnek insanlardı diye körü körüne savunacak da değilim. İnsan neticede, makamı mevkisi ne olsa da insandır. Beşer şaşar. Bizden yüzyıllar önce olup gitmiş şeylerin ne kadarını doğru düzgün bilebiliriz ki? Pek çok şey bize karanlık, iyisi ya da kötüsü neyse hepsi bir parça meçhul. Oysa Yazar Maalouf sanki o dönemde yaşamışcasına bu tarihi kişilikleri romanında birer karakter yapıp istediği kalıba sokmaya çalışmış. Ve bu bana pek de safiyane gelmedi. Art niyetle yapıldığını düşünüyorum. Türklerden ötürü nasıl bir sıkıntı yaşadıysa içinde kalmış da sanki böylelikle içindeki kini kusmuşcasına geldi bazı ifadeler. Gerçi elin yabancısına da çok görmem, bizim kendi toprağımızda yaşayıp kendi ülkemizden ekmek yiyen bazı yazarlar da her fırsatta tarihimize, insanımıza dil uzatıyor.
Doğu'nun Limanları'nda da yazarın bizim insanımıza bir öfkesi, kini vardı fakat burada çok ayyuka çıkmış. Bunu bir roman olarak düşündüğümde okunası bir roman çok da başarılı bulmasam da. Fakat niyeti tasvip etmiyorum. Roman kisvesi altında ideolojik amaçlar gütmek hem de bunu çok da sağlıklı bir şekilde olmadan yapmak yazarı benim gözümde itici hale getirdi.