Okuduğum en iyi polisiye, okuduğum en iyi Tess Gerritsen romanı değildi fakat yine de güzeldi. Sam ile Nina'nın aşkı biraz aceleye getirilmiş, 1 senelik birliktelik sonrası nikahında yüzüstü bırakılan bir kadının 2 gün içinde yeniden birini sevmesi hayatın olağan akışına pek uygun gelmedi bana.
Güzel kitap, insan yanlarınıza dokunuyor fazlasıyla. Akıl ne büyük nimetmiş bir kez daha anlıyorsunuz. Ailenizin hayatınızda bıraktığı derin izi görüyorsunuz. İnsanların çıkarları için ne kadar alçalabileceğini, kendilerinden zayıf olanlara karşı ne denli acımasız olabileceğini üzülerek bir kez daha fark ediyorsunuz.
Sonlara doğru Charlie, Alice ile kısa süreli bir ortak yaşam sürerken onu kendisinden uzaklaştırmaya çalışıyor. İşte o sayfalarda "Bana Adını Sor" filminden bir sahneyi anımsadım. O da çok duygusal bir filmdi. Kitabı kesinlikle tavsiye ederim, bahsettiğim filmi de izlemelisiniz.