Okuyun.
10/10
·242 syf.··
Beğendi
·
2025 154. kitabı
Normalde inceleme yazmayı düşünmüyordum, alıntı yapmayı da ama birden yapmak istediğimi fark ettim. Öncelikle şunu belirtmem lazım: Cinsiyet kimliği meselesinde çok hassas biriyim. "Bir kadın kadın gibi olmak zorunda, bir erkek erkek gibi davranmak zorunda" gibi yargılardan nefret ediyorum. Bir kadın isterse ‘kadın gibi’ davranır, bir erkek isterse makyaj yapar, elbise giyer, kupe takar. Bu kadar basit. Diyelim ki bir erkek çocuğu küçükken kız gibi yetiştirildi ama sonra kendi kararıyla erkek gibi görünmek istiyor—bu konuda da susulmamalı. Aynı şekilde reşit bir bireyin, kendinden büyük biriyle, kendi iradesi ve rızasıyla bir ilişki yaşamasına da kimse karışamaz. Erkeklere ve kadınlara dayatılan kalıplar beni boğmaya başladı. "Erkek küpe takamaz, kız kısa saç kestiremez. Kız oversize giyemez, vücut hatlarını belli etmeli. Erkek trip atamaz, duygularını gösteremez." Bu ne ya? Ve bu yargıların çoğunu, ironik şekilde, kadın haklarını savunduğunu iddia eden kızlar koyuyor. İşte bu daha da sinir bozucu. Neyse, şimdi asıl konumuza geçelim, çünkü ben bu konuda susamıyorum. -Spoiler- Peyo tarafından yazılan ve çizilen tek ciltlik, cinsiyet kimliği, aşk ve ergenliğin karmaşık duygularını cesurca ele alan bir yaoi/shounen-ai mangasıdır. Hikâye, romantizmin ve kişisel keşfin sınırlarında gezinen iki gencin içten ve bazen de acı dolu ilişkisini anlatır. Ana karakterimiz Taiga, küçüklüğünden beri aktör olmak isteyen, daha belirgin tabiriyle kahraman olmak isteyen bir genç. Tabii bu yüzden okulunda drama kulübüne katılıyor. O gün de bir dans gösterisi var ve elbette o da gidiyor. Taiga, okulun ilk gününde tiyatro kulübünden Maria’yla tanışıyor. Maria sahnede o kadar etkileyici ki, Taiga ilk görüşte ona aşık oluyor. Hatta ona okulun bahçesinden topladığı çiçeği veriyor ve doğrudan açılıyor. Maria zarif, duygusal ve sahneye ait biri gibi görünse de kısa süre içinde Taiga, Maria'nın aslında Arima adında bir erkek olduğunu öğreniyor. Arima, Taiga'ya ters davranıyor, "Derdin ne senin?" diye soruyor, ama nedense bir çiçek alıp çantasına koyuyor. Taiga, onun erkek olduğunu öğrendiğinde önce bir öfke yaşıyor. Kendi duygularından utanıyor, karışıyor, hatta küçük düşürüldüğünü düşünüyor. Ama zamanla Arima'nın acısını, kırılganlığını, neden böyle yaşadığını anlamaya başlıyor. Çünkü mesele cinsiyet değil. Mesele, bir insanı tüm çelişkileriyle sevebilmek. Mesele, seni sen yapan şeyin ne olduğunu anlayabilmek. Taiga sürekli ona aşkını söylüyor, ama yanlış hatırlamıyorsam, Taiga bazen fazla konuşuyor ve Arima'yı kırıyor. Arima da ona, "Düşünmeden konuşma," diyor. Arima’nın ve Taiga'nın geçmişleri ağır. Arima, çocukken yaşadığı cinsel istismar nedeniyle kendi kimliğini sorgulamaya başlamış. Unutmadan, öğretmeni tarafından edilmiştir ve onu kurtaran kişi Taiga'nın babası olmuştur. Maria ismini sahnede var olmayı seçmiş çünkü o, onun kaçış alanıdır, aynı zamanda gerçek benliğine en yakın hissettiği yerdir. Maria’yı sahneye çıkaran şey sadece bir heves değil, bir hayatta kalma biçimidir. Taiga ise çocukken düşünmeyi bir kenara bırakmış. Annesinin ölümünde, az olsa da babasını suçlayan biri. Taiga, annesinin öldüğü zamandan sonra olayları detaylı bir şekilde irdelememiş, sadece üstünden geçmiştir. Taiga, Arima'yı daha fazla tanımak istiyor. Arima da ona, "O zaman oyunculuğunu geliştir ve beni tanı," diyor. Taiga bunu kabul ediyor ve arada bir kendisi çalışırken, arada da Arima'yla tiyatro için birlikte çalışıyor. Arima ise dansına çalışıyor çünkü tekrar sahneye kız olarak çıkacak. Bu durumdan rahatsız ama dur diyemiyor. Kendini açıklamak istemiyor, demek doğru olur. Sonra tiyatro günü geliyor. Arima sahneye çıkmadan önce oldukça stresli bir şekilde davranıyor, Taiga onu sakinleştirmeye çalışıyor. Sahneye çıkıyorlar, Arima biraz fenalaşıyor ve gösterisini bozuyor. Yanına gelen ilk kişi ise Taiga. O an çok tatlı ama bir taraftan da hüzünlüydü. Her şey bitiyor, Arima kendine geliyor, gösterisini tamamlıyor. Ama herkesten kaçıyor ve soyutlamaya çalışıyor. Ama Taiga'dan kaçamıyor... Okurken dedim ki, "Taiga bir şeyler yapacak ama yapmıyor, sadece öpüyor." Fakat bu, rahatsız edici bir anda değildi. Bu manga, aşkın nasıl başladığına değil, nasıl dönüştüğüne bakıyor. Kimliğin nasıl şekillendiğini, toplumun sana ne dayattığını ve senin neyi seçtiğini anlatıyor. Bunu ise büyük sözlerle değil, sade ama doğrudan bir dille yapıyor. Her sahnesi "gerçek" geliyor çünkü hayat gibi: çelişkili, can yakıcı, bazen anlamsız ama bir şekilde içten ve dürüst. Sonunda, Boy Meets Maria sana şunu hatırlatıyor: Sevmek, bazen önce korkmak, sonra anlamak, sonra olduğu gibi kabul etmek demek. Ve bu kabul, bazen sadece karşındakine değil, en çok da kendine gerekiyor. Kısacası, bu manga seni inciterek iyileştiriyor. Bir yandan içini dağlıyor, bir yandan da seni daha yumuşak, daha açık, daha anlayışlı biri yapıyor. Ve şunu da unutmadan söyleyeyim: Çizimler gerçekten çok güzel. Her bir kare, duyguyu tam anlamıyla yansıtıyor. Tüm hikâye boyunca, karakterlerin içsel dünyalarını ve yaşadıkları duygusal çatışmaları o kadar iyi hissettirmiş ki, çizimler hikâyenin bir parçası olmaktan öte, onun bir diline dönüşmüş. -Kny gibi değil...- Açık konuşmak gerekirse, okurken derinden etkilendim; gerçekten sevdiğim bir manga oldu.
1000Kitap
Boy Meets MariaKosei Eguchi (Peyo) · Seven Seas · 202135 okunma
··
302 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
o kadar haklısın kı... yasadıgım sıkıntıları bılıyorsun. aılem genel anlamda sacımı boyatyıgım ıcın, takı taktıgım ıcın, kız gıbı gıyındıgımı(?) soyledıklerı ıcın her zaman otekılestırılıyordum. kendımı her zaman cınsıyetsız olarak tanımlarım hatta adımı degıstırıp unısex ısım yapmayı dusunuyorum. kendım erkek olarak buyudum ama kendımı erkek kalıbını sıkıstırmayı sevmıyorum.
sara
Gönderi Sahibi
ah benim bebegim, nur gozlu cocugum, saclarina ketcap sıkılmıs guzelim... ben korurum senii