·148 syf.····Okunma: 11 Temmuz 2025 21:26 Sabahattin Ali’nin ölümünden sonra sandığından yetmiş yıl sonra çıkartılıp yayımlanan eserleri tek kitap altında karşımıza çıkmakta. Beğenmediği için sandıkta sakladığı varsayımları sunulsa da yazıları ve hikâyeleri üslubundan izler taşıyarak biraz acemice de olsa kendini okutmayı başarıyor. Arap alfabesiyle yazıldığı için çoğu kelimeler metinde orijinalliğini koruyor ve bu okuma serüvenimi zaman zaman çok zorlaştırdı diyebilirim. Şiirlerini hiç beğenmediğimi ve saçma bulduğumu söyleyebilirim. Yazıları ve hikâyelerinden unutmamak adına kısa notlar çıkarmayı uygun buldum.
… SPOİLER …
- O ARKADAŞIM -
Arapça ve Farsça kelimelerin fazlalığından okurken çile çektim. Konu olarak bir orijinalitesi olmamasına rağmen yazarımızın sandığından çıkan mektuplara yer verilmesi, bu yabancı lisanı biraz da olsa katlanabilir hâle getirdi. Mektuplarına karşılık alamayan yazarımızın, karşılıksız aşkına inatla bir kelime de olsa cevap alabilmek için verdiği şairane mücadele etkileyiciydi.
- BİR HAKİKATİN HİKAYESİ -
Yazarımızın Aydın’da muallim olduğu yıllarda yazdığı, bir muallimin öğrencisine karşılıksız duyduğu aşkı anlatan bir kısa hikâye. Burada yazarımızın kendi hayatının bir bölümünü mü aktardığı merak konusu. Bu konuda o dönemde de net bir kanıt bulunamamış. Muallimin duyduğu büyük aşkı, inanılmaz cümlelerle dile getirmesine karşılık öğrencisinden beklediği karşılığı bulamaması etik değerleri bir kenara bıraktığınızda biraz yüreğinizi parçalayabilir.
- BARSAK -
İzmir yolunda, kırsal bir alanda pistonu kırılıp yolda kalan kamyondaki yolcular arasında geçen yarım kalmış bir hikâye. Olayların yasak ilişki gibi çok değişik yerlere sürüklenme potansiyeli olduğu için yazarımız devam etmek istememiş sanırım.
- ÇAKICI’NIN İLK KURŞUNU -
Ölen babasının intikamını almak için yola koyulduktan sonra babasının katili, aynı zamanda kendisiyle sürekli alay eden ve kendisini her fırsatta döven Abdullah Çavuş’u gözünü kırpmadan öldüren halk kahramanı Çakıcı Mehmet’in hikâyesi işte böyle başlar.
- CİNAYETTEN SONRA İLK İLTİCA ETTİĞİ KÖY
İkinci Abdulhamit’in en eziyet dolu zulümleri başladığı sıralarda Çakıcı’nın kurşunuyla aynı zamanda isyan sesi de yükselmiştir. Fakirleşen halka elinden gelen yardımı yapabilecek maddiyata sahip olamamaktan yakınarak dağlara çıkmış ve kısa sürede zenginden alıp fakire veren bir Robin Hood’a dönüşmüştür.
Abdülhamit, kısa sürede kendisine tehdit olarak algıladığı bu adamı öldürtebilmek için ilk başta serserilerden oluşan üç bin kişilik bir Arnavut ordusu yaratarak Çakıcı’nın üstüne salmış fakat muvaffak olamamıştır. Kendisi gibi güvendiği yiğit on iki zeybek ve elinde martini silahıyla hepsinin hakkından gelmiştir.
Abdülhamit, onunla baş edemeyeceğini anlayınca dostluk kurmaya çalışmış fakat zeybek kızlarından birini kendilerine getirmelerini söylediğinde Çakıcı’nın buna karşı koymasını gururuna yedirememiş ve hiddeti tekrar alevlenmiştir. Bu sefer Anzavur öncülüğünde Çerkes ordusunu Çakıcı’nın başına musallat etmiştir.
Çerkezlere karşı da başarılı olacağından hiç şüphesi olmayan Mehmet’in, bir çerkezi evinde alıkoyan bir zeybeğe ders vermesi için bir çobanı görevlendirmesinin olumsuz sonuçları kendi canına mâl olmuştur. Sadece bu zeybeğin gözünün korkutulmasını salık verdiği hâlde Mehmet’in gözüne gireceğini düşünen Çoban zeybeği öldürmüştür. Kendisi gibi intikam peşine düşen zeybeğin oğlu tarafından öldürülmüştür. Sonu da başladığı gibi gelmiştir.
Ölümü masalsı bir efsane olarak hikâyede yer almıştır. Resmi kaynaklarda ise ailesinden birinin ihbarıyla pusuya düşürüldüğü söylenir.
YAZILAR
- Kadınlar Üzerine Bir Konferans:
Kadınlarımızın erkeklerden farklı olarak yetiştirilerek yeterli eğitim aldırılamaması sonucunda düşüncelerindeki sığlık ile beraber hayatlarındaki boşluğu doldurmak için cinsi düşüncelerle en büyük emellerinin zengin bir koca bulup evlenmek üzerine inşa edildiği tokat gibi gerçeklerle örülü bir yazı. Yazarımız, doğru yönlendirmelerle bu sığ düşüncelerden kurtulmanın mümkün olduğunu farklı çevrelerde yetişmiş kızlarımız üzerinden örnekler vererek çok güzel ele almış.
- Türkiye Hapishaneleri:
Hapishanelerdeki suçların suçlular nezdinde bir suç olarak görülmediği, sefaletin doğurduğu çaresizlik sonucunda insanların hapishaneleri doldurdukları ifade edilmektedir. Zihniyet farklılığının kurbanı olarak kanuna muhalif hareket eden zavallıların mahpus tutuldukları sürede yaşadıkları sonucu gerçek bir suçluya dönüştükleri gözler önüne serilmektedir.
- Emperyalistin Tarifi:
Sermayenin toplandıkça yani belirli ellerde biriktikçe tekelciliğin başladığı, bunun sonucunda da para tahakkümünün baş göstererek bu biriken paranın kendi memleketinde her şeyi zaten avucu içine aldığı için yatırılacak yer bulamayıp başka memleketlere akın etmesinin, bu akın sonucunda da başka rakiplerle karşılaşmamak için dünyanın nüfuz mıntıkalarına bölündüğü, memleketlerin de bu mali sermayeleri bu mıntıkalarla paylaştırma konusunda anlaşamadıkları için yeni bir pay istediklerinden silaha sarılıp dünyayı aralarında pay etmek için boğazlaştıklarının emperyalizmin tanımı olduğu açıklanarak bu kelimenin günümüzde çok farklı şekilde, çok manasız yerlerde ifade edildiğinden bahsedilir.
- Bu Memleketi Kurtarmak İçin
Memleketi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için ortaya atılan ''nüfusumuzu çoğaltalım'' görüşündeki iktisadi dar görüşlülük ele alınıyor. Vatanın o zamanki hâliyle daha on sekiz milyon çocuğu zor beslediğine vurgu yapılarak bu görüşün temelsizliği birçok örnekle ortaya atılıyor. Rızkını veremediğimiz müddetçe, ne çocuk ne de nüfus isteyemeyiz denilerek kesin bir dille bu ifade reddediliyor.
- Milliyetçinin Tarifi
Milletin elinde hiçbir hak bırakmayan, halkı küçük zümreler tarafından idare edilmeye muhtaç farz eden otoriter rejimlerin, maksatlarını maskelemek için milliyetçi kelimesini kabullendiği vurgulanıyor. Basınımızda bu ve benzeri yollarla en çok bozulup değiştirilen kelimelerden birinin 'milliyetçilik' olduğu haklı olarak ifade ediliyor.
- Hürriyet Meselesi
Öncelikle iki sayfalık bir yazıda bu kadar yazım hatası yapabilmenin gerçekten büyük başarı olduğunu belirteyim. Yazımıza gelecek olursak da Hürriyet kavramının idareden bağımsız ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Zorba idarelerin hürriyeti kendi çıkarlarına aykırı olduğu sürece kabul etmedikleri, onu kendilerince yorumladıkları haklı olarak ifade ediliyor. Anayasamızın milletimize lâyık olduğu hürriyeti hiç noksansız sağladığı ve bunun gitgide genişleyeceğine dair umut dolu bir yaklaşım sunuluyor.