Aslında ekmek kavgası için yazıyoruz oyunlarımızı.Bir gün daha kafamızı besleyebilmek için,yarını ve sizleri düşünmeden insafsızca yalan söylüyoruz,her şeyi tahrif ediyoruz,bilinci küçümsüyoruz,tarihi gülünç duruma düşüruyoruz,sanatı ayaklarımızın altında eziyoruz,ölüsünün üzerinde tepiniyoruz. Bize ne verdiniz ki ne bekliyorsunuz? Karanlık, çarpık, taşlı yolların kirli meyhanelerinde iyi yarınları tasavvur etmekten aciz,hamur ekmek ve biberli fasulyeye yatıyoruz. İşte size gecekondu felsefesi.
Belki bir yaşantıyı sonuna kadar sürekli izlemenin, bitirmenin, bir çeşit ölmek olduğunu hissediyor. Yarım yaşantılar sürdürerek bütün ölümlerden kaçıyor.
Bir yerde okumuştum; tiyatroda bütün olayların sahne dışında geçtiğini, sahnede olanların sadece oyuncular tarafından nakledildiğini söylüyordu.Yani, hep bir şeyler oluyor bir yerlerde ve biz sadece duyuyoruz.