Puan vermedi·303 syf.····Okunma: 13 Temmuz 2025 16:13 Kitabın kapağında yazan "21. yüzyılın en önemli kitaplarında biri" yazısını ne kadar iddialı bulsam da kitabı okuduktan sonra bu iddaya hak verdim.
Kitabın konusu kapağında yazıyor bu yüzden bundan bahsetmeyeceğim; onun yerine kitabın bana neler hissettirdiğini neler düşündürttüğünü yorumlayacağım.
*****Buradan sonrası spoiler içerebilir****
Kitapta woke culture'ını ırklar üzerinden tartışması cesurca. Aslında Kuang birçok zamandır insanların düşündüğü ama sesli söylemeye cesaret edemediği şeyleri karakterler üzerinden bir tartışma yaratarak anlatmış ve çıkarım yapmayı bize bırakmış. Didaktiklik yapmadan, mesaj verme kaygısı olmadan "tersine ırkçılık" gibi kavramlara değinmiş ve günümüzde çıkmaza giren "ırkçılık" sorununun (?) nerede başlayıp nerede bittiğini, iki taraf (White vs others) için de ne anlam ifade ettiğini ve genişleyen değişen dinamizmin aslında kapital sistemde ne kadar metalaştırldığını, yayıncılık sektörünü örnek alarak işlemiş. Bu konuda kitap biz okuyucuya bazı sorular sorduruyor; tersine ırkçılık nedir? "Otantik", "oryantalist", "egzotik" ve "melez" gibi insanlar eşitliğin mi bir parçası oluyor yoksa "diversity culture" adı altında metalaştırılıp neo-kapital düzende kar marjı haline mi geliyor? Bu onlar için bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı? Bu durumda beyaz ırk bundan nasıl etkileniyor? Bir yazarın başka halkların hikayesini anlatması doğru mu yanlış mı? Yazarın ırkı bu konuda bize ne söyler? VE DAHA MİLYONLARCA SORU...
Bir diğer etkilendiğim ve üzerine çok fazla düşündüğüm konu sosyal medya ve "cancel culture" oldu. Bir delinin attığı taşı kuyudan çıkarmaya uğraşırken daha da deliren akıllılar, sonu bitmeyen tartışmalar, atılan her tweetin yeni bir tartışmaya yön vermesi ama asla çözüm sağlamaması, linç kültürüyle bir anda insanların hedefe oturtulup enginizasyon mahkemelerinde yargılanan cadılar gibi avlanmaya başlaması, ve bütün bunlar olup biterken sessizce ekran başından olayları izlemek zorunda bırakılmamız... Yazar sosyal medya ve yeni nesil "ün" tartışmalarını ve gerçek hayattan çok o ekranlarda kimler bizim hakkımızda ne diyecekler tedirginliğiyle yaşamamızı çok iyi anlatmış. Yazdığı bir Goodreads yorumundan dolayı işten kovulan kız ise işin cabası. Ekranlar ekran olmaktan çıkıp gerçek hayatımıza müdahil olduğunda biz artık hangi gerçeklikte yaşıyoruz? Bu gerçekten de başlı başına tartışma konusu.
Kitap bana Juniper'ı her ne kadar anti-kahraman olarak anlatmaya çalışsa da Juniper'ın anti olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Hatta Juniper'ı sevdim ben. Yaptığı davranışların etik-ahlak bakımından zayıf olması, ün ve para için sınırları geçmesi beni rahatsız etmedi; böyle insanlar vardır. Ama Juniper'ın yalnızlığı, arayacak kimsesinin olmaması, ailesinin dahi kendi yaşadıklarından bir haber olması işte bunlar beni çok üzdü. Evde yatarak anksiyete ataklarıyla kendi başa çıkmak zorunda kalışı, çareyi alkolde arayışı, kimsesinin olmaması kalbimi kırdı. Belki kimileri böyle bir karakter olduğu için yaşadıklarını hak ettiğini söyleyecektir fakat ya yaşadıkları onu böyle bir insana çevirdi ise?
Yazarın tecavüz ile ilgili cümlesi başlı başına büyük bir gerçeklikti. 5 dakikalık saygı duruşu bunun için. 5 dakikalık diğer bir saygı duruşu ise straight-male-wealthy'lere hiçbir şey olmayacağı gerçeği ile ilgili örneklemi için.
Son olarak da sonunun farklı bitmesini çok isterdim; Juniper'ın Candice'ı öldürüp bu işten yakayı sıyırmasını çok çok isterdim. Ama maalesef anti-kahramanımızı cezalandırıp "kötüler sonunda hak ettiğini bulur, gerçek bir gün ortaya çıkar" minvalinde iyimser ve görece klişe bir son yazılmış. Yakışmadı.
*****Spiler Bitti*****
Bu kitap şu an günümüzdeki internet yaygaralarının bir özeti niteliğinde ve cidden 21. yüzyılın anlatan akıcı, okunması keyifli, sorular sorduran bir kitap. Sanat sanat için'den ziyade sanat toplum içindir niteliğinde bir kitap. Bize, woke tartışmalarına, cancel culture'a ve etik/ahlak değerlerimizi para ve şöhret uğruna nasıl kaybettiğimizi aynalıyor ve bunu didaktik bir şekilde de yapmıyor.