·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Mart 2025 00:00 "NİM"
"Hayatta her şeyin bir nedeni vardır. Bir kuş ötüyorsa ya muhabbetinden ya da yalnızlığındandır. Bir kurt uluyorsa, ya açlığından ya da tokluğundandır. Bir insan acı çekiyorsa, ya şükürsüzlüğünden ya da sınanmasındandır. Yaratılan her şeyin bir nedeni vardır. İnsanoğlunun yapması gereken bu nedenleri bulmak ve asıl sahibini görmektir."
'Yapamıyorum. Hep eksik kalıyor!'
Bu söz yankılanıyor kitabın ilk sayfalarında.
Eser, eksikliklerin, yarım kalanların, unutulanların, susulanların ama bir yandan da vazgeçmeyenlerin hikâyesi. Hem bir karakterin haykırışı hem de hepimizin zaman zaman içinden geçirdiği bir sessiz çığlık…
Ve bu sesi duyan kişi: Nedim Amca.
Emekli bir öğretmen, Alzheimer hastalığıyla boğuşan bir insan, hâlâ kelimelere sığınan bir yazar.
Her gün yeni bir deneme, yeni bir çaba…
Okuduğu bir kitap, duyduğu bir şarkı ya da izlediği bir haber onun için ilham kaynağı oluyor.
Her seferinde kelimeler, hatıralar gibi dağılıyor.
Yarım kalıyor.
Ve gün sonunda o yazılar bir sandığın içinde sessizce kilitleniyor.
Yine de Nedim Amca vazgeçmiyor. Her yeni gün, yeniden bir başlangıç.
Roman yalnızca Nedim Amca’nın eksik kalan satırlarından değil, aynı zamanda derin bir sevda hikâyesinden de örülüyor.
Eşi Nezehat Teyze ile olan sohbetleri, o sıcacık aile havasını getiriyor sayfalara.
Ve Nezehat’ın ölümünden sonra ona yazdığı mektuplar…
İç burkan, düşündüren ve bazen bir damla gözyaşı bırakan satırlar…
Nedim’in hikâyesi, sade bir yaşamın içinde derin bir ruhsal çözülüşün romanı gibidir. Karakter çok canlıdır.
Yalnızca hastalığıyla değil, insani zaafları, hatıraları ve pişmanlıklarıyla da ete kemiğe bürünmüş bir karakterdir.
İlk duyduğunuzda ne çağrıştırıyor?
Belki yabancı, belki uzak bir kelime gibi. Ama sonra öğreniyoruz ki “Nim” aslında “yarı” demekmiş. Yarım kalan, tamamlanamamış ama tam da bu nedenle anlam kazanmış bir şey… Ve inanın, bu isim romanın ruhunu öylesine iyi yansıtıyor ki, sadece başlığı bile merak unsuru.
Kitaptaki ana karakterin zihninde yankılanan sözler, kırık dökük hatıralar ve bir türlü kapanmayan içsel boşluk... Tüm bunlar bizi, kendi içimizde taşıdığımız "eksik parçalarla" yüzleştiriyor. Ve bu eksiklikler yalnızca acı vermiyor; bir anlamda kıymetlendiriyor, derinleştiriyor da.
Ama belki de her şey bu haliyle daha kıymetlidir.
Çünkü eksiklik, derinliktir.
Çünkü eksiklik, hatırlamaktır.
Çünkü eksiklik, insani olanın ta kendisidir.
NİM, içimizde bir yerlerde tamamlanmamış bir cümle, hatırlanmayan bir ses, silik bir anı.
Ve aynı zamanda o eksikliklerin içinden fışkıran bir direniş, bir yeniden başlama çağrısı.
Yavaş akan, düşündüren ve yüreğe işleyen kitaplar seviyorsanız, “NİM” sizi derinden etkileyecek.
Ve belki siz de sonunda şöyle diyeceksiniz:
“Eksikken daha kıymetlidir belki…”
Kitapla Kalın.