Gorki’nin anlatımı, Tolstoy’un doğaya olan hayranlığını, köylülerle kurduğu ilişkiyi, bilgeliğinin yanı sıra vicdan azabıyla karışık bir ahlak savaşını gözler önüne serer. Tolstoy, halkın tarafında olmak istese de aristokrat kimliğinden tam anlamıyla sıyrılamaz. Gorki bunu cesurca anlatır: bir ruhun içindeki asaletle adalet arasındaki çatışmayı.
Tolstoy’un sade yaşama, toprağa, emeğe ve dine dair düşünceleri; Gorki için etkileyicidir ama sorgusuz kabul edilemeyecek kadar da sarsıcıdır. Özellikle Tanrı’ya dair inancı hem güçlüdür hem de sürekli sınanır. Gorki, onun bu gelgitlerini okura şöyle fısıldar:
“Tolstoy, Tanrı’yı arıyordu ama kilisede değil, tarlada, yoksulun gözünde, doğanın sesinde.”
Bu kitapta Tolstoy, kalemle değil kürekle düşünmeye çalışan bir adamdır adeta. Bilgeliğiyle yorulmuş, ahlakıyla yalnızlaşmış bir insan. Gorki ise onun bu yalnızlığını sadece anlatmaz, hisseder.