Tepki vermiyorum çünkü yakında ortadan kaybolacağım. Bu cümle, bir kaçış değil; insanın kendine dokunmadan yok olmayı öğrenme çabasıdır. Bazen ruh, yaşadığı dünyanın kenarına yaslanır ve varlığını geri çeker; gürültüye değil, sessizliğin kendi içindeki yankısına kulak verir. İnsan, görünür olmanın ağırlığını fark ettiğinde değil; görünmediğini idrak ettiğinde yavaşça soluklanır. Tepki vermemek o an bir sabır değil, iç dünyadaki fırtınanın dışarıya sızmaması için örülmüş narin bir duvardır.
Kaybolmak, çoğu kişinin sandığı gibi bir siliniş değil; insanın kendi gölgesine geri dönme arzusu, benliğini kabuğuna taşıyan eski bir ritüeldir. Ruh, kimsenin çalmadığı bir kapıyı içerden kapatma kararlılığıyla hareket eder. “Yakında ortadan kaybolacağım” diyen kişi aslında yok olmak istemez; sadece varlığının yanlış odalarda yankılandığını, yanlış kulaklara çarptığını bilir. Bu yüzden kaybolmayı seçer; bir nevi kendi iç meclisine kapanıp sessiz tutanaklar tutar.
Ve belki de en çarpıcı olan şudur: Kaybolmakla tehdit eden değil, kaybolmayı bir nezaket cümlesi gibi dillendiren kişi… en çok kalmak isteyen kişidir. Çünkü kalmak bazen yüksek ses gerektirir; oysa içi incinmiş insan, sessizliğiyle var olur. Tepki vermez; çünkü içindeki yankının kırılganlığını kimseye teslim etmek istemez. Kaybolmayı düşünür; çünkü kendi ağırlığını ilk kez bu kadar çıplak hisseder. Ama her kayboluş bir dönüşüm taşır. İnsan, yokluğunda olgunlaşır; döndüğünde kimse fark etmese de kendi karanlığından bir parça eksilmiştir.