Birini özlemek, zamanın akışına ipotek koymak değildir. Özlemek, bir kuyruğa girmek, sabırsızca saatleri saymak da değildir. Beklemek pasif bir teslimiyettir; özlemekse kalbinin kendi dilidir.
Birini özlediğinde, hayatını askıya almazsın. İşine devam edersin, gülersin, konuşursun, yeni şeyler öğrenirsin. Ama tüm bunların arasına ince bir sızı, görünmez bir boşluk karışır. O boşluğun adı özlemdir.
Özlemek; “gelene kadar bekliyorum” demek değil, “yoksun ama varlığın içimde yaşıyor” diyebilmektir. Beklemek seni durdurur, özlemekse içindeki bağı canlı tutar.
Kısacası, özlemek hareketsiz bir bekleyiş değil; kalbin ritminde gizli, hayata karışan sessiz bir şarkıdır.