Stefan Zweig, psikolojinin derin dehlizlerinde ustalıkla dolaşan bir yazar. Korku, yine onun insan ruhunu en çıplak haliyle gözler önüne serdiği kısa ama çarpıcı eserlerinden biri. Kitabı bir solukta bitirdim diyebilirim; ama zihnimde bıraktığı ağırlığı sindirmem biraz zaman aldı.
Ana karakter Irène, toplumun dayattığı “kusursuz kadın” imajının altında ezilen, yaptığı bir hata yüzünden şantaj ve vicdan azabıyla boğuşan bir kadın. Zweig, Irène’in iç dünyasını o kadar iyi yansıtmış ki, kimi yerde onun kaygısını, korkusunu, nefes darlığını ben de hissettim. Özellikle korkunun insan psikolojisini nasıl adım adım felce uğrattığını izlemek; Zweig’in kaleminde, okur olarak neredeyse fiziki bir deneyime dönüşüyor.
Kitapta dikkatimi çeken en güçlü yan, Zweig’in “insanın kendini yargılama biçimi”ne yaptığı vurgu. Çoğu zaman cehennemi başkaları değil, kendi içimizde biz yaratıyoruz. Irène’in yaşadığı korku, aslında dış tehditlerden çok, kendi vicdanının yükselen sesiyle besleniyor.
Finaldeki ters köşe ise tam anlamıyla Zweig klasiği. Beklenmedik ama sonrasında “Evet, olabilirdi!” dedirten bir kapanış.
Okuyacaklara şimdiden keyifli, biraz da rahatsız edici bir yolculuk diliyorum.
KorkuStefan Zweig