Sylvie… Ailesi tarafından hep eksik görülen, sevilmek için mükemmel olmak zorunda bırakılmış bir kadın. Onca zenginliğin içinde yalnız, onca gösterişin ortasında sevgisiz büyümüş biri. Tek istediği kendi olduğu haliyle kabul edilmek. Ama ailesi onu bile bir sanat eseri gibi yeniden şekillendirmeye çalışmış. Ve sonunda Sylvie pes etmiş.
İskoçya’ya, erkek arkadaşıyla birlikte sadece bir daktilonun fotoğrafını çekmeye gidiyor. Evet, yanlış duymadınız: bir daktilo.
Daktilonun bulunduğu malikâneye gizlice giriyor. Issızlığın ortasında dev gibi bir ev… daha doğrusu kale! Tam fotoğrafı çekip çıkarken karşısına parlak yeşil gözlü, İskoç aksanlı, gömleksiz dolaşan karanlık lordumuz Killian Barclay çıkıyor. Sylvie’yi casus zannediyor. O an işler çok çirkinleşiyor ama durun! Henüz hikaye başlamadı bile…
New york'a geri dönen Sylvie'nin kapısını bir süre sonra biri çalıyor: Killian'ın kız kardeşi Anna Barclay.
Teklif net:
Killian'la 1 yıllık sahte evlilik.
Karşılığında 10 milyon dolar.
Şartlar : Aldatma yok. Herkes bu evliliğe inanacak. Ve bir yıl boyunca aynı çatı altında yaşanacak.
Sylvie’nin başka şansı yok. İşsiz, ailesiyle tüm bağlarını koparmış, kartları patlamış, dibe vurmuş halde. Ve sonunda bu anlaşmayı kabul edip İskoçya’ya geri dönüyor.
Peki ya Killian?
Anne babasını kaybettikten sonra kendini malikâneye kapatmış. Yıllardır dışarı adım atmamış ama içeride neler olmuş neler…
Duysanız hatta malikanede olanları görseniz dudağınız uçuklar. Dışarı çıkmayan karanlık lordumuz malikaneyi sınırsız seks partilerinin merkezi haline getirmiş. Ünü ülke sınırlarını aştı aşacak. Bu rezalet ailesinin kulağına gidince malikâneyi elinden almakla tehdit etmişler. Sahte evlilik, tam bu noktada bir kaçış planı olmuş onun için.
Ve şimdi...
Bir evin içinde, iki inatçı keçi.
Birbirlerine zıt ama aynı yalnızlığa hapsolmuş iki ruh. Birbirlerini boğazlamadan bu evlilik süreci tamamlanabilir mi?
Yoksa kalplerinden önce bedenleri mi birbirine teslim olur?
Bu kitaba resmen bayıldım...
İki inatçı karakterin, zorunlu bir şekilde aynı çatı altında birbirlerini boğazlamadan yaşamaya çalışmaları o kadar keyifliydi ki... Ama işin aslı şu ki; ikisi de dışarıdan güçlü, içeriden ise yalnız ve yaralı. İşte bu yönleri beni çok etkiledi. Zamanla aralarındaki buzların çözülüp, birbirlerinin dünyadan gizledikleri gerçek kimliklerini görmeye başlamaları... işte tam olarak burası kalbimi kazandı. Ama kabul edelim her şeyden önce, o çekim... Yani resmen şöyle diyeyim: Aralarındaki elektrikten aralarına girsen kömür olursun O derece!
İlk başlarda sadece fiziksel olan bu bağın, sayfalar ilerledikçe duygulara evrilmesini çok sevdim. Hele ki Killian’ın kendi duygularını kabullenme süreci... Beni şaşırttı ama bir o kadar da mutlu etti. Onun bu kadar çabuk fark edip kabullenmesi cidden şaşırttı. Ağır bir inkar içinde olmasını bekliyordum.
Kitabın başında BDSM ve teşhircilik uyarısı var. BDSM kısmı bu türde daha fazlalarını okumuş biri olarak söyleyeyim beni rahatsız etmedi, oldukça sınırlıydı. Teşhircilik tarafı buna hazır olmayanlar için biraz çarpıcı olabilir. Ben kitabı okumadan tam o bölüm ile ilgili spoiler yedim. O yüzden sanki her gün böyle şeyler okuyormuş gibi karşıladım. Kısacası, beni rahatsız etmedi; aksine sayfaları çevirdikçe daha da içine çekti diyebilirim.(Bunu duymamış olun.) Tek kızdığım Killian'ın başlarda arkadaşı ve Sylvie için planları... Yok artık Killian bunu da istiyor olamazsın diye diye okudum. Şükür sonradan aklı başına geldi.
Ben her iki tarafın aşkını da çok sevdim.
Özellikle birbirlerine gurur yapmadan, duygularını açıkça göstermeleri... o kadar tatlıydı ki, keşke herkes böyle sevebilse dedirtti. Aşkın iyileştirici gücünü ve sahte evlilik temasını seven herkesin kalbine dokunacağına inanıyorum.
Okunacaklar değil kaçırılmayacak kitaplar listenize ekleyin.