Sürekli dinlediğiniz bir müzisyen hakkında okumak dinlediğiniz müziğe olan saygınızı ve farkındalığınızı arttırır. Bu beni fazlasıyla tatmin eden bir aktivite.
Beklediğimden çok farklı hislerle okudum tüm kitabı. Hayranı olduğunuz bir sanatçının ya da grubun tarihini en ince detayına kadar öğrenmek her zaman için iyi fikir olmayabilir. Kayıtlar kitabından sonra da aynı yorumu yaptım. Bu tarz biyografi kitapları bazen korkunç bir "reality check" etkisi yapıyor ve her şeyin o kadar da güllük gülistanlık olmadığını hatırlatıyor. Bazı heveslerin kırılması pahasına da olsa müzik bağlamında buz dağının görünmeyen kısımlarını keşfetmeyi severim. Bu 500 sayfalık Metallica biyografi buz dağının bile bittiği noktanın çok daha altına iniyor. Bu adamların sadece elinde biralarla sahneye çıkıp, kirli gitar sesleri çıkarmaktan ibaret olmadığını, en ham yaşlarda şöhretle tanışıp bunu nasıl yönettikleriyle ilgili geniş bakış açıları sunuyor.
"Metallica bile olsan bir yaştan sonra müzikle olan savaşın ters teper ve kendine açtığın savaşa dönüşür." diye bir cümle yazmışım kitabın ortalarında. Sonlarına doğru anladım ki bu savaşın sebebi aslında <Metallica bile olsan> gerçeği. Büyük grup demek, büyük isim demek akabinde büyük şöhret demek. Bir sanatçının kendi başına bela ettiği en büyük zehir olan şöhret. Bu grubun da -neredeyse- şöhret kelimesinin tüm harflerini kokain haline getirip burundan çektiğini ve dibini tabakla sıyırdığını söylemek abartıya kaçmaz.
Bu zamanları yardım alarak ve profesyonelce adımlar atarak grubu ayakta tutacak şekilde atlatmışlardı.
İlk dönem albümleri inanılmaz soundlar, riffler ve cümleler içeren ve thrash metal gibi bir subgenre' ı bile hatrı sayılır süre ana akım haline getiren şaheserler bütününden oluşuyor.
Her ne kadar Metallica'yı Metallica yapan ve endüstriyel açıdan gruba en çok katkıyı Black Album vermiş olsa da, hayranlar arasında favori albüm başlıkları ilk dört albüm arasında değişiyor. Ki benim favori albümüm de AJFA ile MOP arasında gidip geliyor. Bu demek oluyor ki bu adamlar 20li yaşların başlarındayken tabiri caizse müzikal olarak en toy dönemlerinde tarih yazmışlardı. Black Sabbath da aynısını onlardan bir jenerasyon öncesinde yapmışlardı. İki grubun da ortak özellikleri çaldıkları ve besteledikleri müziklerin her daim farklı ve deneysel tınılar içermesiydi.
Grubun imajını ve marka yüzünü çoğu zaman Lars ve James taşıyor olsa da bana göre bu ilk albümlerin başarısının mimarı; çok genç yaşta aramızdan ayrılan Cliff Burton. Bir nesli bass gitara başlatan tarzı ve inanılmaz özgün çalma stili ile yaşından büyük bas ustalarına bile ilham kaynağı olmayı başarmış ve sadece grubun değil metal müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir isimdir kuşkusuz. Grubun çoğu hayranında da olduğu gibi benim gönlümdeki yeri de ayrıdır.
Metallica'nın bu sıkı ve kasıp kavuran müziğinin etkisi ve coşkusu 1991 yılında çıkan albüm ile peak yapmış ve bunun etkisi de birkaç sene grubu yine yükseklerde takılmasına sebebiyet vermişti. O zamanların metal müzik dünyasında bunu hayal edebilmek bile uçuk bir şeydi. Grup bunu fazlasıyla hakediyordu. Benim açımdan en yetenekli üyesinin ölümünün travmasını bile müzik yaparak -kendi tabirleriyle onun mirasına sahip çıkarak- atlatmak ve hiçbir engelin onları alt etmesine izin vermemek, eninde sonunda bu başarıyı daha anlamlı kılmıştı. Bu kültürün doğasında bu vardı çünkü. Rock N Roll bunu gerektiriyordu. En kötü gününde bile sahnede gitarınla durmuyorsan büyük işleri hayal edemezsin. Pek tabi her güzel şey gibi bunun da bir sonu vardı. Tam o sırada bunun bir son olup olmayacağına kim karar verir onu düşünmek gerek
- En büyük düşman: Zaman ve Biyoloji
Müzisyenin aktif olduğu yıllar boyunca ünlenerek yaş almaları hepimizin tahmin edeceği travmaları ve kariyeri riske atacak nedenlere sebepleri de beraberinde getiriyor. Yaşla ve tecrübelerle yoğrulan her sanatçı belli bir yerden sonra -kaçınılmaz- doygunluğa ulaşıyor, bu işe başlarken ilgi duyduğu ve uğruna can vereceği kavramlara karşı duyarsızlaşıyor . Bob Dylan kitabında da büyük ölçüde buna yer verilmişti. Bu kitapta da bayağı paragraf var bunu anlatan. Buna yer verilmesi hoşuma gitmişti. Çünkü bu ışıltılı hayatı yaşayan müzisyenler robot değiller. Onların da içlerinde gizli hesaplaşmaları var ve bunların bir şekilde anlatılması gerek.
sayfa 301;
(Olgunluk tecrübe yoluyla gelir ve Metallica'nın bol bol tecrübesi vardı. Sadece altı aylık bir dünya turnesi bile pek çok aydınlatıcı deneyimle dolu yorucu bir yolculuktu. Bununla birlikte, bu deneyimi defalarca yaşamak eşsiz bir öğrenme eğrisi teşkil etmiş olmalıydı. Buna herkesin yaşayabileceği kişisel travmalar da dâhildi; örneğin, Lars, Jason ve Kirk, yirmili yaşlarda boşanma süreçleri yaşamışlardı. Kişisel doygunluk sağladıklarında ayaklarını gazdan çekmelerine şaşmamak gerekirdi.)
Burdaki ayağını gazdan çekme tabiri kariyerlerinde bir duraklamaya neden olan ve hayranların hedef tahtası haline gelen, müzik ve liriklerde yavaşlamayı temsil ediyor. Bu paragraflar doksanlı yılların ortaları ve sonlarına doğru grubun müziğinin sekteye uğramasının nedenleri üzerine duruyor. Böyle bir durumun bir gereksinim olduğunu düşünüyorum. En iyi en yetenekli rockstar bile ölene kadar sadece iyi şarkılar yaşamaz. Gerektiği yerde kendi potansiyelini sorgulatacak bir tökezlemeye,
boşluk hissine herkesin ihtiyacı vardır. Nihayetinde bir araç asla daima aynı hızda gitmez. Gitmemeli. Hayat bir matematik problemi değil. Kimi zaman gidecek çok yolun kalmış olsa bile yakıtın biter, kimi zaman yol bomboş olsa da yavaşlamaya ihtiyaç duyarsın.
Eğer sanatınla bir fark yaratacaksan, bu tarz dönemlerdeki tutumun ile yaratırsın. Kural tanımayan bir hayal gücünün yerini deneyim ve ikincillik aldığı yerde yaptığınız işe saygınızı sorgulamanız gerekir.
Grubun ikinci kaybı - neyse ki ölümle değil- 2003 yılında çeşitli sebepler ile gruptan ayrılan Jason. Gruba dahil olduğu dönemden ayrıldığı döneme kadar da Newsted bu gruba çok şeyler katmıştı.
Dinlediğim çoğu konser performansında Jason benim favorimdir. Bass gitara fetişi olan bir dinleyici olarak genelde gerek metal gerek diğer türdeki müziklerde kulağım direkt istemsizce basslara dikkat kesildiği için Metallica şarkılarının ve konserlerinin altyapısına Newsted'in yaptığı katkıları daha iyi duyabiliyordum. Her ne kadar koyu bass hayranı dinleyiciler için yeterince kreatif bir başçı olmasa da.. Çünkü kullandığı bass cümleleri elektrik gitarı ve ana riffleri takip eden, deneysellikten uzak bir tekniği içeriyordu. James Hetfield da yakın zamandaki bir röportajda bundan muzdarip olduğunu ve grupta karakteristik bir bass sesinden mahrum olduklarından bahsetmişti.
Röportaj Linki: youtu.be/FNP-D8lXRKA?si=...
Bunun da sebebinin Jason'ın katılmadan önce hatta gruptayken bile büyük bir hayran olması ve bass gitarın diğer enstrümanların önüne geçmesini istememesi olduğunu düşünüyorum.
Buna rağmen elinden gelenin en iyisini yapmış ve Metallica hayranlarına güzel bir 'spirit legacy' bıraktığı da bir gerçek.
Bir sayfa önceki bölüm de aşağı yukarı aynı minvalde:
Sayfa 300;
(Öncelikle tüm Rock müzisyenlerin uyduğu basit ve ebedi bir gerçek var. Tüm sanatçılar yaşlanırlar ve bu süreçte tokgözlü hale gelirler. Tokgözlülük de yaratıcılığa ve öfke kusmaya duyulan arzunun azalmasına neden olur, yaratıcılığa ve öfkeye gerek kalmamıştır. Öfke azaldığında da daha sakin bir şekilde ifade edilen duygular ortaya çıkar; hüzün, merak, sevgi, endişe, korku gibi daha az dramatik hisler hâkim olur. Ne var ki bu hisler daha az gürültü yapıcıdır ve öfkenin müziği olan heavy-metalde yer aldıklarında doğaları gereği daha güçsüz kalırlar.
(...) Lemmy bana bir zamanlar, "Motörhead'in en harika özelliği, açlığını hiç kaybetmemiş olmasıdır,” demişti. “Bir grup için bu, en değeri sermayedir." Motörhead hiçbir zaman Metallica'nın global popülerlik seviyesine ulaşamadı, ancak hiçbir zaman da yavaşlamadı. Reload yayımlandığında(1996), Metallica'nın dört üyesi özellikle ana söz yazarları Lars Ulrich ve James Hetfield otuzlu yaşların ortalarındaydı. Agresif müzik çalma konusunda yirmi yıllık tecrübeleri vardı. Öfkelerini yumuşatacak eşlere ve kız arkadaşlara, Metallica'ya tapan sadık bir hayran kitlesine, muazzam kişisel servetlere ve yardımcılara sahiptiler. Böyle bir durumda kim tokgözlü olmasın ki? " )
2004 yapımı Some Kind Of Monster filmi kitabın sonlarına doğru olan bölümlerin belgesel versiyonu gibi. Hem belgeseli hem de kitabı aynı anda tüketmek çok zevkliydi. Okuduklarımı kafamda resmetmemi sağladı ve kitaba ayrı bir ruh kattı.
Yaş almak tabi ki doğanın acımasızlığı, kaçınılmaz bir gerçek. Ama şöhretin getirdiği doygunluk, sizi siz ve müziğinizi özel yapan şeyi doldurmaya başladığında psikolojik olarak emekli olmuş hissedersiniz. Artık sahaya sizden genç oyuncular ayak basmaya başlar, onlarla aranızda bir bariyer oluşur ve yedek kalma psikolojisi devreye girer. Kendi çaldığınız müziği sorgulamaya başlarsınız ve bu çok travmatik sonuçlar doğurur. Hiçbir müzisyen tanınmak ve milyonlara ulaşmanın hayalini kurarken işin bu kısmını göz önünde bulundurmaz. O yüzden şöhret, listelerde birincilik vs. tokgözlü ve hayal damarları tıkalı bir profil oluşturur er geç. O yüzden okumak ve anlamak gerekir hayal kurmanın gerektirdiği psikolojik gücü anlamak için.
Bu kitabı tam olarak bu yüzden okudum. Rock & Metal Müzik gibi temelinde isyan ve başkaldırı olan bir tür bir kültür bile günün sonunda bazı sosyal ve psikolojik realiteye boyun eğiyor, nasıl..
Tüm handikaplar ve sonuçları bir yana, Metallica bugün hala yaşları ve sağlıkları el verdiği müddetçe kasıp kavurmaya ve gençlere ilham olmaya devam ediyor. Bu denli ulaşılmaza ulaşmayı başarmak hangi grubun hangi sanatçının hayalu değildir ki..
Metallica'yı diğer aynı türde müzik yapan gruplardan ayıran en kritik şeylerden biri - ki kitabın son bölümünde diğer rock müzisyenlerin de ortak paydada buluştuğu bir gercek- bu adamların müziklerine olan saygılarını büyük oranda muhafaza etmiş olmalarıydı. Kuruldukları 1981 yılından bu yana resmen dünyanın her yerini tavaf edip her ırktan her kesimden, her kıtadan insanı müzikleriyle buluşturuyorlar. En basitinden bir örnek vermek gerekirse, bugün nerdeyse hiçbir grubun yapmadığı şeyi yapıyor; gittikleri her konseri yüksek prodüksiyon ve kaliteli ses sistemleri ile kliplendirip youtube kanallarında paylaşıyorlar. Basit gibi görünen bu şey benim çok hoşuma gidiyor. Hala ara ara girer ilk dönem şarkıların taş gibi canlı versiyonlarını dinlerim. Onca şeye rağmen hala bu müziğe olan tutkularını korumayı başararak onları yeni keşfeden gencecik fanlarla çocuk gibi eğleniyorlar. Bu belki de ezeli rakipleri Megadeth ile aralarındaki en gözle görünür fark. Metallica her şeye rağmen hala Metallica.
Çığlıkları hala taze. En eski şarkıların bile yeni canlı versiyonlarını bulabiliyorsunuz, şarkıların yeni modern soundlar ile icra edilmiş halleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu onların müziğinin ölmemesini ve fanlarla daha sıkı bir iletişim sirkülasyonu sağlıyor. Konser performansları sadece müzikal anlamdaki evrimin yansıması değil, grubun ve müziğinin hala ayakta olduğunun da bir göstergesi. Bu adamlar kolay kolay paslanmadığı için hala yeni jenerasyonlara ilham oluyorlar ve buna da uzun süre devam edecekler.
Böylesine bir miras için teşekkürler yaşlı kurtlar..