Marcel Proust’un doğum günü vesilesiyle başladığım bu kitap Proust’u her yönüyle ele alan ve onun hakkında anlamlandırdığımız ve anlamlandıramadığımız birçok şeyi bazı noktalara değinerek ve inceleyerek sunan mükemmel bir eser. Proust’un kitaplarını okuduktan sonra değerlendirdiğim kaynaklar arasında en iyi kitap ‘’Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?’’ artık.
Nasıl ki psikolojimize ve iç dünyamıza odaklanan kişisel gelişim kitapları varsa, bu kitap da edebi kişiliğimize ışık tutan bir kişisel gelişim kitabıydı. Edebiyatın yaşamımıza dokunduğu kesitler, Proust’un dev yapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin ve diğer eserlerinin varlığıyla buluşup De Botton’un farklı bakış açıları eşliğinde ilerliyor. Eğer bu bakış açılarını güncel hayatımıza geçirebilirsek kitaba adını veren başlık gibi Proust gerçekten de yaşamımızı değiştirebilir.
222 sayfalık bir eserin yüzeysel olacağı endişesi içindeydim fakat beni yanıltmayı başardı. Hem yazarın hayatından hem de eserlerinden ve mektuplarından yola çıkılarak yazılmış bu denemeler, her bölümde bana başka bir Proustyen deneyim yaşattı. Özellikle Kayıp Zamanın İzinde’yi okurken o sırada fark etmediğim detaylar üzerinden, Proust’un düşüncelerini yorumlamasına bayıldım. Zaten ikinci kez okuma hayalim vardı, bu kez daha çok içselleştirebileceğimi düşünüyorum bu olağanüstü yapıtı.
De Botton’un da dediği gibi ‘’Proust’a duyulan içten bağlılık, kendi gözlerimizle onun dünyasına değil, onun gözleriyle kendi dünyamıza bakmamızı gerektiriyor.’’ (s. 222)
Kayıp Zamanın İzinde’den sonra gözümü kör eden Proust hayranlığımın aslında beni sinsice Proust’tan uzaklaştırdığını anlayamamışım. Bu kitabı okuduğumda en çok bu gerçekle çarpıldım. Yazarın istediği şey çok açık aslında; onun kitaplarını içselleştirmek, ancak onun fikirlerini hayatımıza geçirmekle mümkün olabilirdi. Belki de bunu ucundan da olsa yapmış olabilirim:
Woolf’un da dediği gibi: “Proust benim en büyük serüvenim. Peki geriye yazacak başka ne kalıyor? … Hep elden kaçıveren o şeyi somutlaştırmayı nasıl başarmış; nihayet birisi, onu nasıl bu kadar güzel, bu kadar kalıcı kalabilmiş? Soluğum kesiliyor, kitabı elimden bırakmak zorunda kalıyorum.” (s.210)
O kaçıveren şeyin zaman olduğunu, Proust’un zamanının içinde kaybolduğumuzu biliyorum elbette. Bu dev yapıttan sonra hayatımı daha yavaş yaşamaya başladım mesela; çünkü o anılar, mazi bir daha gelmeyecek bir şey. Yani benim ‘’madlen’’ anım da Kayıp Zamanın İzinde ile gerçekleşti. Kitabı okurken yalnızca anlatıcının zamanında değil, kendi zamanımda da içsel bir yolculuğun kapılarını araladım.
‘’N’allez pas trop vite (çok hızlı gitmeyin) pekâlâ Proustyen bir slogan olarak düşünülebilir. Ayrıca, çok hızlı gitmemenin bir avantajı da süreç içinde dünyanın daha ilginç halde gelebileceğidir.’’ (s.56)
Ben de son yıllarda tam olarak böyleyim ve daha mutlu olduğumu hissediyorum. Tabii uymadığım ve gözden kaçırdığım şeyler de var. Bakalım, onların da sırası gelebilir bir gün; hepsi bu güzel kitap sayesinde.
Bugünü yaşamayı öğrenmek, kendimiz için okumayı öğrenmek, zamanı iyi kullanmak, başarıyla acı çekmek, duygularımızı ifade etmek, iyi bir arkadaş olmak, gözlerimizi açmak, aşkta mutlu olmak ve kitapları elimizden bırakmak… Kitabın konu başlıkları bu şekilde ve bana kalırsa son bölüm benim gibi ateşli Proust hayranları için en vurucu yer. Çünkü onu yalnızca edebi bir deha olarak görme hatasına düştüğümüz gerçeğiyle sarsılıyoruz. Aslında insan ilişkileri hakkında fikirlerinin, edebi haz yaşarken arada kaynayıp gittiğini görmek mümkün.
Ayrıca De Botton, ‘’En iyi kitap bile bir kenara atılmayı hak eder,’’ (s. 222) diyor ve kendi değerimizi, üretmek istediklerimizi içtenlikle hatırlatıyor bize. Yani tam olarak şöyle okumalıyız: “İnsanın kendi içinde neler hissettiğini anlaması için, bir ustanın hissettiklerini kendinde yeniden yaratmasından daha iyi bir yol” bulunmadığı gerekçesiyle okumalıydık. Yani, başkalarının kitaplarını, kendi hissettiklerimizi anlamak için okumalıyız; bir yazarın düşüncelerinin yardımıyla da olsa, okurken kendi düşüncelerimizi geliştirmeliyiz. (s. 202)
Marcel hakkında bildiklerimi tekrar okumanın zevki ve bilmediklerimi öğrenmenin mutluluğuyla itiraf edebileceğim şey şu; son zamanlarda okuduğum en iyi ‘’Proustyen’’ deneyim sunan bir kitaptı. Kitabın çoğu cümlesinin altı çizilmiş bir vaziyette ve köşelerinde notlarım el sallıyor bana. Daha anlatabileceğim çok şey var aslında, ama kitabın büyüsünü bozmak istemiyorum. Kayıp Zamanın İzinde’yi okuyanlara önerebileceğim muhteşem bir deneme. Benim gibi olan Proust çılgınlarına da içtenlikle tavsiye ediyorum.
İncelememi yayımladığım platform:
instagram.com/p/DMN2gAio4CY/?...