“Bir sabah dev bir böceğe dönüştüğünüzü fark etseniz, aileniz sizi sevmeye devam eder miydi?”
Gregor Samsa kendini ailesine bakmaya adamış bir pazarlamacıdır. İşe gitmekten keyif duymaz, erken kalkmaktan hoşlanmaz hatta beş yılda bir kez bile izin kullanmaz. Ancak bu durumu sorgulamaz aksine bunu bir görev olarak bilir. İçten içe babasının borçlarının bitmesiyle işi bırakmayı da düşünmeden edemez.
Gregor bir sabah yataktan kalktığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulması ile olay örgüsü başlamaktadır. Bir düşünün sabah kendinizi böceğe dönüşmüş olarak görüyorsunuz. Aklınıza ilk gelen ne olur? Gregor’un aklına ilk gelen “İŞE GEÇ KALIYORUM” olmakta. İşte eser bize daha kitabın başlarında ilk darbeyi indiriyor aslında. Sorgulamaya başlıyoruz. Ne için yaşıyoruz? Bir böcek olarak uyansak bile toplumsal normların bize dayatıldığı şekilde yaşamak zorundayız.
Tüm bu olanları hiçe sayarak bir şey olmamışçasına yataktan kalkıp kilitli kapısını açmaya uğraşan Gregor’u gören ailesi ve işe gelmediği için onu denetlemeye gelen iş arkadaşı korkudan kaçmaya başlar. Babası ise onu bastonuyla zorla odasına sokmaya zorlar ve kapısını kitler. Böylelikle Gregor Samsa’nın iş hayatı biter, bir böcek olarak tam aksine ailesi onu beslemek durumunda kalır.
İşte eser bu kısımdan sonra ise; Ne zaman bir “böcek” oluruz? Ne zaman çevremiz bizi “yararsız” görüp dışlamaya başlar? Ve biz, başkaları için yalnızca işlevimiz kadar mı değerliyiz? sorularıyla yüzleşiyoruz.
Gregor’un dönüşümü ile ailesi bir şekilde kendini geçindirmek zorunda kalır. Tüm aile bireyleri farklı işlerde çalışmaya başlar. Gregor ise yavaş yavaş bu yeni bedenine alışmaya çalışır. Duvarlara tırmanmaktan hoşlandığını, kardeşinin ona getirdiği taze yemeklerdense çürümüş olanları daha çok sevdiğini keşfeder.
Ancak, Gregor’un ailesinin ilk başta ona acıma ve anlayış göstermesi, zamanla tiksinti ve öfkeye dönüşür. En çarpıcısı ise, Gregor’un en çok değer verdiği kız kardeşinin bile onun varlığını artık bir yük olarak görmesidir. Bu noktada Kafka, en yakınlarımızın sevgisinin bile koşullu olabileceğini yürek burkan bir gerçeklikle göstermektedir.
Eserde Gregor’un odasında izole ve dışlanmış şekilde bir böcek olarak yaşamaya çalışmasındaki çaresizlik ile kasveti içinizde hissediyorsunuz. Gregor’un evdeki kiracıları kaçırması üzerine tüm aile bireyleri Gregor’un ölmesini istemektedir. Zaten babsının daha önceki fiziksel saldırısının sırtındaki izleri hala dururken bunu duyan Gregor gerek psikolojik gerekse de açlığının verdiği rahatsızlıktan dolayı kanepenin altında can verir.
Ertesi gün cesedini gören hizmetçilerin ilk sözleri ise sonunda gebermiş olmaktadır. Eserin sonu işine, ailesine ve görevlerine sıkışmış bir bireyin, bir anda “faydasız” hale gelince nasıl gözden çıkarıldığını bir tokat misali yüzünüze çarpmaktadır.
Kafka’nın bu eserini okuduktan sonra toplumun dışına itilmenin, yalnız kalmanın ve sevginin koşulsuzluğunu sarsıcı bir şekilde sorgulayarak, aslında bir böcek olup olmadığınızı düşüneceksiniz.