Puan vermedi·331 syf.··
2025 78. kitabı
José Saramago Körlük ****Görmezden geldiğimiz, aman bize ne dediğimiz veyahut bizatihi kendimizin görülmediği her şey her durum bir çeşit "körlük" değil mi?**** Portekizli yazar 1922-2010 yıllarında yaşamıştır. Çok sayıda romanı bulunan Saramago, Körlük romanını 1995 yılında yayımlamış 1998 yılında ise Körlük, Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür. Romanın, 2008 yılında Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles tarafından bir filmi çekilmiştir. Bilim kurgu, gerilim, psikoloji ve alegori (alegori, hikaye anlatımında sembolik bir şeyi iletmek için kullanılır; bu ahlaki veya politik olabilir) ile şekillenen bir üslupla yazılan romanın, yazım dili akıcı olmakla beraber benim için bazı hususlarda okuması zorlayıcı oldu. Sebebi paragrafların çok nadir olması, diyologların metin içinde bütün halinde verilmesi, nokta ve virgül harici okumayı kolaylaştırıcı işaretlerin olmaması ve konu itibariyle ileride detaylandıracağım zorlukları oldu, bununla beraber kesinlikle çok iyi bir roman okuduğumu söyleyebilirim Kitabın konusuna gelirsek, körlüğün bir salgın halinde bütün ülkeye yayılması ve ardından yaşanan olaylar ekseninde ahlaki bir çöküşün; insan, vicdan, adalet, kişi hak ve hürriyeti gibi temel kavramların sarsılıp yıkılması üzerine kurgulanmış. Ülke adı yok, şehir adı yok, insanların adları yok onun yerine bazı sıfatlar var, ilk kör, doktor, şaşı çocuk gibi... Romanın bu tarz yazılması her zaman ve her ülkeye uyarlanabilirliğini gösteriyor. O belki de Portekiz özelinde isim vermeden yazdı biz bunu kendi ülkemiz üzerinden okuyup değerlendirebiliriz. Her zaman söylerim bir kitap okur tarafından yeniden inşa edilir. Yazarın onu kaleme almış olması üzerinde hissedilecek duyguları, oluşacak fikirleri ipotek altına alamaz. Güzel tarafı budur zaten roman veya herhangi bir kitabı okumanın. Saramago Körlükte kimseye değil sadece kendine birşey anlattı bende okuyarak onun yazdıklarından kendime yeni bir fikir dünyası inşa ediyorum. Romanın bir salgın üzerinden kurgulanması bana direk pandemi dönemini anımsattı. Yaşadıklarımız, çaresizliğimiz, ölüm korkusunun her evi sarmış olması, "bazı insanların" pendemiyi fırsat bilerek yaptıkları zamlar, en sevdiklerimizden dahi köşe bucak sakınmamız. Tıpkı bir kör gibi yalnız kendi iç dünyamızı görmemizi dış dünyaya zaman zaman gözlerimizi kapatmamızı düşündürdü. Pandemi diye birşey yaşamamış olsaydık kitaba bakışım sığ kalabilir ya da çok ütopik gelebilirdi. Konu olarak beni zorlayan kısmıysa şunlar oldu. Karantinadaki insanların yaşadıkları ortam o pislik, kokuşmuşluk öyle bir tasvir ediliyorki sanki orada yaşıyor gibi oluyorsun bir an nefesin kesiliyor tahammül derecesini ziyadesiyle aşan sahneler çünkü. Daha da beteri kötü olan körlerin ahlaksız teklifleri ve orada yaşanan müstehcen hallerin yine fazlaca ayrıntılı tasvir edilmesi. Bir ara hakikaten midem bulandı kusma isteği geldi öyle diyebilirim. Bunları olumsuz bir eleştiri olarak söylemiyorum bilakis konunun insanı nasıl kuşatıp sarstığını ifade etmek istiyorum. Doktorun karısı yani beyaz körler içinde tek gözleri gören insan. Romanında adı konmamiş başrolü. Bu karekterin romana kattığı en büyük ve güçlü etki dayanışmayı ortaya çıkarması. Vermiş olduğu fiziksel ve psikolojik destekle en azından kendine bir grup oluşturup hayatta kalma mücadelesi vermeleri ve birşeyleri yeniden inşa etme sabrı, gücü ve azmi hayran bırakıyor. Toplumda bu tarz insanlar elbette var sayıları az bile olsa zor bir durumda ortaya çıkıp elini taşın altına koyabilen cesur insanlar. Selam olsun onlara Kitabın içi hakkında fazla detay vermeden alıntılar üzerinden bir takım yorumlarım olacak. Belki merak edip okumak isteyen olursa (kesinlikle tavsiye ederim) kopya vermiş olmayayım "Herkes bilir ki, mükemmelliğe giden yol taşlıdır ve erdem de bu yolda her zaman engellerle karşılaşır, günahı ve kötülüğüyse şans öylesine destekler ki... kapılar açılır." Zaman zaman bunu düşünürüz çok iyi, donanımlı, iş bilen birisi yığınla engelle karşılaşır, sınanır, kaybeder, yeniden başlamak zorunda kalır. Fakat bir başka kişi fena bir düşünce içerisine girdiği vakit hayat ona altın kaselerde servis edilir. Kötülüğe, bencilliğe, adaletsizliğe saplandıkça saplanır. Bir çok insanında kendiyle beraber yok oluşunu izler. "Hamurumuz böyle bizim, biraz ilgisiz, biraz da kötü niyetliyiz." Günümüz dünyasında buna bencillik diyoruz kısmen. Duyarlılıklarımız her geçen gün azalıyor, insanlara karşı ilk düşüncemiz (malesef çoğu zaman) sui zan üzere oluyor ve bu dogrultuda da niyetlerimiz kötü istikamette yol alabiliyor. "İşin içinde ne olursa olsun, körlük bulaşmaz, Ölüm de bulaşmaz, buna rağmen herkes ölür." "Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımılday Körlük amayız bile, tek bir adım atamayız." "Ölürüm de bir daha oraya adımımı atmam, diyordu, gerçekten de oraya bir daha adım atmadı. Aynı gün akşama doğru, istirahat vakti geldiğinde, bir anda, o da körlerden bir kör , yoksa, halktan körlerin, yani öldürdüğü körlerin arkadaşlarının arasında kalacaktı, öyle olsaydı başına ne gelirdi, Tanrı bilir." Burada sınıfsal bir atıf görüyorum. Asker olmak ve sıradan vatandas olmak. Toplumda değer bakımından insanların sınıfsal bir kalıba tabi tutulması ve üst mevkide birine daha toleranslı davranılırken halktan birine hayvan muamelesi yapılması kabul edilebilir değil. Lakin oluyor mu? Evet oluyor. "aslında bu yiyecekler körlere getirilmişti, kendilerininki yönetmeliğe uygun olarak az sonra getirilecekti, ama şimdi yönetmeliği kim takardı, kimse bizi görmüyor, alevi en parlak olan mum yolu aydınlatan mumdur, eskiler böyle söylemişti" kimse bizi görmüyor hem cok masumane hem de içinden kötülük akan bir cümle. Günahlarda böyle işleniyor değil mi? kimse bizi görmüyor haşa Allahta görmüyor gibi davranıyoruz bazen. Buradaki insanların suç sayılacak birşeyi başkalarının yiyecegine el uzatmayı adeta nasılsa görmüyorlar diyerek normalleştirmeye çalışmaları geldikleri bencillik seviyesini gösteriyor. "Herkesin bildiği gibi, kötülük, daima en kolay yapılan şeydir" En kolay şeyin bedeli ise tahmin edilenden çok daha zor şekilde ödeniyor. Safî kötülük genelde kimsenin yanına kar kalmıyor. "Alay komutanının o sabah, kışlada, körlerin doğurduğu sorunun ancak hepsini, kör olanların ve olacakların ortadan kaldırılmasıyla çözülebileceğini söylediğini biliyorlardı, sözde insani düşüncelere boş verin demisti." Kendinden olmayanı, sana benzemeyeni, senin gibi düşünmeyeni yok et! zihniyeti degil mi bu?! Yazar kelime oyunlarıyla perdenin arkasında durarak adeta okuyucuya yem atıyor ve onu başka bir gerçekliğe doğru sürüklüyor "Risk almayan denizi gecemez" "Kör olmak ölü olmak değil ki ama, Doğru ama ölmek kör olmak demek" "Tam anlamıyla insan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım" esfelissafilin olmayalım mı diyor? "Gerçekten de böyle oldu. Yiyecekleri alıp getirmekle görevli sorumlular koğuşa her seferinde kendilerine verilen daha az miktarda yiyecekle döndüğünde, öfkeli protestolar patlak verdi. Örgütlü ortak bir eylem öneren biri çıktı hep, kitlesel eylem önerildi, defalarca doğrulanmış geçerli argüman olarak da sayı arttıkça gücün arttığı ileri sürüldü, diyalektik sa- vin yücelttiği gibi, genelde birbiriyle bir araya pek gelemeyen iradelerin belirli koşullarda bir araya gelebileceği, hatta bu sayının sonsuza kadar çoğalabileceği ileri sürüldü" "İlk taleplerini söylemeye geldiklerinde onlara direnmeliydik, Yapamadık, korktuk, korku her zaman iyi bir akıl hocası değildir, " taviz tavizi doğurur herkesin bildiği bir gerçekliktir bu. Ne zaman hoşumuza gitmeyen birşeye hayır diyemiyorsak, korkudan, endişeden, saygıdan o bizim ayak bağımız olur, zamanla kıpırdayamaz hale geliriz. "aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı" "Gelecek yoksa şimdiki zaman hiçbir işe yaramaz, sanki hiç yokmuş gibi olur, İnsanlık gözleri olmadan yaşamayı başaracaktır, ama o zaman da insanlık olmaktan çıkacaktır, sonuç ortada, içimizde hangimiz hâlâ eskiden olduğu kadar insan olduğunu düşünüyor," ne güzel ifade etmiş Saramago. Umudun olmadığı bir dünyada hiçbirşey inşa edemeyiz. Yaptıklarımızı daynadıracak birşey olmadığı zaman, bir bağ, bir kök, bir inanç, bir amaç olmadığı zaman umutta yok olur. Dolayısıyla umudun olmadığı bir dünyada yaşanan anın bir kıymeti harbiyesi olmaz. Ve yavaş yavaş içimizdeki hayvani duygular açığa çıkıp insan kisvesinden sıyrılmaya başlarız. Sadece içgüdüsel davranmak tam olarak böyle olsa gerek. "kurbanin celladi üzerinde hicbir hakki olmaması adaletin de olmaması demektir, " adalet ahhh adalet neredesin? "Iyinin de kötünün de karşısında hepimiz eşitiz, bana neyin iyi neyin kötü olduğunu sormayin, bu kavramların ne anlama geldiğini, körlük bizim için istisnayken her yaptığımız işte biliyorduk," " Bir hükümet olmalı, dedi karısı, Bir örgüt, bedenimiz de örgütlü bir sistemdir, örgütlü kaldığı sürece hayatta kalıyor, ölüm ise örgütsüzlüğün sonucundan başka bir şey değil, Bir körler toplumu yaşamıı sürdürebilmek için nasıl örgütlenebilir, Örgütlenmek yeter, örgütlenmek bir bakıma görmeye başlamak demektir," kaostan sonra düzen vurgusu. Bir duzen kurulmazsa yok olmaya mahkum olur insanlar. Düzensiz yaşamak sadece hayvan doğasında olan birşey olsa gerek. İnsanlar tarihin her doneminde bazen az bazen çok şekilde gruplar, örgütler, devletler inşa ederek varolmuşlar. Başka bir yol bulmak mümkün olmamış zira. "Neden kör olduk, Bilmiyorum, belki bir gün nedenini öğreniriz, Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz Zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler." #JoséSaramago #Körlük #Okudumbitti #Okuryorum #KitapTavsiye #Kitap #Book
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
·
147 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.