Kabus gibi günlerden geçerken, yirmi gün sonra kitap okumaya dönebildim. Stefan Zweig'ın hayatının son dönemlerinde yazmaya başladığı "Clarissa" adlı romanıyla karşınızdayım. O dönemde yazarın yazdığı taslaklar 1981 yılında ortaya çıkıyor. Yarım kalan roman, yayıncı tarafından tamamlanıyor ve 1991 yılında yayımlanıyor. Sadece ilk bölümün taslağının Stefan Zweig'a ait olduğu düşünülüyor. Zweig romanında 1902 yılından başlayıp Birinci Dünya Savaşı'nın sonlanışına kadar olan bir dönemi tasvir ediyor. Bu kaotik dünyayı, temelinde yalnız kalmış ve kısa bir süre dışında hep yalnız hisseden bir kadının gözünden aktarıyor. Psikolojik ve duygusal ağrlıklı bir roman olduğunu söyleyebilirim. Stefan Zweig, savaş dünyasını ve psikolojisini yine başarıyla resmediyor. Böylesine güç ve kadınların yalnızlaştırıldığı bir dönemde, genç bir kadının onurunu zedelemeden verdiği ayakta kalabilme mücadelesini okuyoruz. Zweig, günlük konuşma dilinde yalın bir üslup tercih ediyor. Ancak bu psikolojik roman, sürükleyicilikten de uzak... Son bölümdeki acil bitirilişi açısından da beni çok sarmadı.
Ana kahramanımız Clarissa Schuhmeister, Galiçya'da doğar. O doğarken annesi ölür. Sekiz yaşındayken bir manastır okuluna verilir ve on yılını burada geçirir. Babası, istatikçi olarak orduya yardım eden kstı bir adamdır. Bir gün haksız yere ordudan ihraç edildiğinde onları Avusturya'ya çağırır ve onlara hatırı sayılır bir para bıraktığını söyler. Sonraki zamanlarda Clarissa, hayatı için meslek arayışına girer. Bebek bakımı ve pedagoji konusunda deneyimler edinir. Bu konferanslar sırasında Clarissa'nın not tutuşu, Profesör Hofrat Silberstein'in dikkatini çeker. Profesör, dolgun bir maaş karşılığında Clarissa'ya asistanlık teklif eder, genç kadın memnuniyetle kabul eder. Birbirleriyle çok uyumlu çalışırlar. Luzern'de "yeni eğitim" hakkında bir kongre düzenleneceğini öğrenirler. Profesör programından dolayı bu eğitime katılamaz, yerine not tutması için Clarissa gider. Burada kongrenin ortaya çıkmasını sağlayan ve barışı seven Fransız öğretmen Leonard ile tanışır. Birlikte hoşça vakit geçirirler ve kısa sürede birbirlerine aşık olurlar. Kongre sonrası iki aşık birlikte tatil yaparlar.
Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla sarsılırlar. İki aşık, artık birbirine düşman taraflardadır. Birbirlerinden kopmak istemeseler de savaş, yollarını ayırır. Clarissa, eve döndüğünde cephedeki hastanede çalışmak için görevlendirilir. Hamile olduğunu öğrenir, savaş ve Leonard'dan uzak oluşu onu endişelendirir. Çocuğunu doğurmak ister, ancak hem onuru hem dünyadaki savaş iklimi onu korkutur. Çalıştığı hastanede savaştan korkan ve çürüğe ayrılmak isteyen Brancoric ile tanışır. Tuhaf bir şekilde aralarında bir bağ oluşur. Asker Clarissa ile evlenmek ister, Clarissa ise hamile olduğunu Brancoric'e anlatır. Asker çocuğu da kabul eder. Clarissa onurunu korumak için ve sadeceçocuğuna soyadını verebilmesi için Brancoric'le evlenir. Savaş sonrasında Brancoric'in evinde çocuğuyla birlikte kalır. Çalışır, giderek yalnızlaşır. Leonard'a olan öfkesi artar. Zor zamanlar geçirir. Babasının Leonard'dan gelen mektupları sakladığını öğrendiğindeyse, Clarissa hayata çok geç kalmıştır.