Puan vermedi·540 syf.····Okunma: 17 Temmuz 2025 12:21 Şunu belirterek başlayayım, 1Q84 gerçekten çok akıcı. Uzun betimlemelerden ve ilerlemeyen hikayelerden aşırı bunalan bir okur olarak 1Q84'de neredeyse hiç sıkılmadım. Hikaye okuyucuyu gizem unsurunun peşinde sürüklemeyi başarıyor. Zaten romanın tek iyi yanı bu desem yeridir, diğer pek çok konuda sınıfta kalıyor çünkü.
Her şeyden önce 1Q84 haddinden fazla uzun bir roman. Ufak kırpmalar ile üç kitaptan toplam 300 sayfa civarı çıkartmak mümkün olmalı. Çünkü çok fazla tekrar ve dolambaçlı ilerleyiş var. Bu uzunluğuna rağmen hikaye sonunda aşağı yukarı hiç bir gizemi ve hikayeyi doğru düzgün bir sonuca ulaştırmıyor. Misal tarikata ne oldu? Tengo fuck buddysini neden yitirdi? Fukaeri’nin gerçek amacı neydi? Tengo’nun babası öz babası mıydı? Vesaire vesaire. Yine bu 1500 sayfa içerisinde karakter gelişimi namına konuşulabilecek herhangi bir olay yaşanmıyor. Bu iki faktör 1500 sayfalık bir roman için çok ciddi eksiklikler bence.
Yazar bu hikâyeleri gözümüzün içine sokmasa ve hepsini detaylı detaylı anlatmasa, beklenti oluşturmazdı. Fakat bu hâliyle, Aomame ve Tengo’nun çevresindeki herkesi yüzlerce sayfa boyunca okuduktan sonra, hikâyelerinin bir sonuca bağlanmaması, roman tam bitmemiş, yarım kalmış gibi hissettiriyor. Tükettiğim incelemelerde pek çok okurun benzer serzenişlerini gördüm; yazar, ne yazık ki, bu hikâyeleri sadece dolgu malzemesi olarak kullanmış.
Dikkatimi çeken bir iki detayı da aradan çıkartayım:
- Romanın ilk baskısı çıktığı gün tükenmiş ve bir ay içinde satışları bir milyona ulaşmış.
“Q” harfi Japoncada “9” (kyuu / 九) sayısına bir gönderme olarak kullanılmış. Japoncada “9” sayısı “kyuu” (きゅう) olarak okunuyormuş ve İngilizce telaffuzu “Q” ile benzer seslendiği için Haruki Murakami “1Q84” adını seçmiş. (Naruto’da 9 kuyruklunun Kyuubi olmasını düşünebilirsiniz anime izliyorsanız)
- Yazar vücut asimetrilerini çok vurguluyor. Tengo, Aomame veya Ushikawa’da hep aynı şeyi okuyoruz. Karakterlerin bedenleriyle alakalı problemleri var.
- Göndermeler bariz şekilde ortaya koyuyor. Little People ve Big Brother paralleliğinin bizzat hikayenin içinde söylenmesi gibi.
- Hikayede cinsellik çok açık şekilde ele alınıyor. Çocukluk travmaları ile cinsellik arasındaki ilişkiye de odaklanılmış. Hem Tengo hem Aomame’de bunu görebiliyoruz.
- Murakami’nin Aum Shinrikyō’dan ilham aldığı gayet ortada. Tarikat (Öncüler / Sakigake) liderinin tıpkı Shoko Asahara gibi görme bozuklukları olması veya iki yapının da Ezoterik Budizm’i benimsemesi bu ilişkinin en görünür ayakları.
Biraz da hikayeden bahsedip bitireceğim. Murakami’nin etkilendiği edebi akıma galiba “Büyülü Gerçekçilik” deniyor. Büyülü gerçekçilik veya Magical Realism, gerçekçi bir anlatım içine olağanüstü ya da doğaüstü unsurların doğal ve sorgulanmaksızın yerleştirildiği bir edebi akımmış. “-mış” diyorum çünkü duymuş olmama rağmen şimdiye kadar araştırmamıştım. Murakami bu akımın önemli örneklerinden birini teşkil ediyor. Bu türde, fantastik olaylar ya da varlıklar günlük yaşamın bir parçasıymış gibi sunuluyor; anlatıcı ve karakterler bu olağandışı durumları sorgulamıyor.
Hikâyeye geçersek, ilk iki kitapta tema çok belirgin olmasa da, aslında 1Q84 bir aşk hikâyesi. Çocukluk aşkını özleyen ama aktif bir şekilde aramayan iki farklı karakterin perspektifinden okuyoruz olayları. Roman boyunca karakterlerin ilgili ilgisiz tüm uğraşları, yemek yapmak ve evi toplamak gibi şeyler de dâhil, aktarılıyor. Bu, tempoyu düşürse de Murakami bir şekilde akıcılığı korumayı başarmış.
İlk kitapta Aomame’nin bakış açısından anlatılan bölümler, zaman zaman light novel ya da genç kız romanlarını andırıyordu; buna karşılık, Tengo’nun hikâyesi çok daha ilgi çekiciydi. İkinci kitapta Aomame’nin bölümlerinden daha fazla keyif aldım. Son kitapta ise her iki karakterin de hikayesi durağanlaştı. Ushikawa’nın bölümleri ikisine kıyasla çok daha sürükleyici ve keyifliydi. Hatta şunu da söyleyeyim, bence Ushikawa, Aomame veya Tengo’ya nazaran çok daha ilginç ve özgün bir karakterdi. Hikayesinin daha farklı bir şekilde son bulduğunu görmek isterdim.