Zaman zaman hepimizin hayatından Âdemler, Naciler ve Zilli Türkanlar geçmiştir. Geçip giderken de biraz bizi biraz da hayatımızı dağıtmıştır. El elalem işte. İşine nasıl geliyorsa hep öyle öyle mahvetmişlerdir hayatımızı. Kimisi bir bakışıyla kimisi bir gülüşüyle kimisi de sinsice hayatımıza attığı ipler ile. Tuğba Saydam hocam bu tiplemeleri ve yaşananları hayatın potasında güzelce eritmiş. Kadına Kendine Ait Bir Oda bile vermeyen sistem için çok ince ve vurucu duygusal ve ruhsal çözümlemeler yapıyor. Çünkü o bir kadın. Önce etek boyu sonra yaşı soruluyor sonra da hep susması gerektiği söyleniyor ona. Kadın bu çünkü. Hep bir adım geride, hep en çok dırdır yapan hep çalışmak, eksikleri , acıları kapatmak zorunda olan.
Kadın
Toplumun omzuna ur,
Kızını terbiye etmek istiyorsan ayaklarına pranga vur.
Sustur onu sustur.
Şimdi gazetede 3. sayfa haberi de yoktur.
Kadın namus, kadın para, kadın güç, kadının varlığı en büyük suçtur. (!)
Kadın öldü.
Kadın öldü diyorum size.
Her kitap insanın içinde bir sızıya, onu insan yapan noktalara dokunur. Kitap bende daha fazla noktaya temas etti. Şu anda bu kadarını yazma gücü bulabildim. Bir yerlerde bazı insanlar acılar çekiyorsa ya da her ne sebeple olursa olsun varlığı yok sayılıyorsa zulüm işte oradadır. Ve zulmün karşısında susmamak gerekir. Çünkü sustuğumuz gün karanlıkta kalacağız ve bu karanlık zalime fırsat verdikçe bitmeyecek.
İnsan kalan noktalarınız için bir daha bu satırları düşünün derim. Naçizane bu kitabı bu zamanda okumaya ihtiyacım varmış. Teşekkürler