·214 syf.····Okunma: 26 Haziran 2025 22:35 Yakup Kadri’nin Yaban’ı, sadece bir köyü ya da bir dönemi anlatmıyor bence. Daha derine, insanın kendisine doğru bir yolculuk başlatıyor. Ana karakterimiz Ahmet Celal’in bakış açısından köylüye, savaşa, vatana ve hayal kırıklıklarına tanık oluyoruz. O bir aydın, okumuş, şehirli… Ama köye geldiğinde tüm bu “donanımının” işe yaramadığını fark ediyor. Oraya ait değil. Ne onlar onu anlıyor, ne de o onları. Sanki karşılıklı bir dil eksikliği var.
Kitabı okurken şu soruyu çok sordum kendime: “Bir yere sadece fikrinle, geçmişinle, eğitiminle ait olabilir misin?” Sanırım bu kitapta cevabı hayır. Aidiyet, sanıldığı kadar yüzeyde değil. Kan bağından ya da memleket sevdasından ibaret değil. O yüzden Yaban, sadece bir aydının köylüyle çatışması değil; aslında içsel bir yalnızlığın da romanı.
Dilini ilk başta biraz ağır buldum ama ilerledikçe karakterin iç sesiyle o kadar bütünleştim ki artık cümleler değil, duygular yürüdü önümden. Özellikle doğa betimlemeleri çok etkileyiciydi. Hem güzelliği hem de vahşiliğiyle doğa, sanki karakterlerden biri gibiydi.
En çok da Ahmet Celal’in umutsuzluğu dokundu bana. Kendi ülkesinde, kendi halkının içinde yabancı gibi hissetmesi… O yabancılık bana tanıdık geldi. Bazen biz de çevremize ya da kendi iç dünyamıza böyle yabancılaşmıyor muyuz?
Eğer gerçekçi, düşündüren ve ruhu biraz da sarsan bir kitap arıyorsanız Yaban’a mutlaka şans verin. Herkeste aynı etkiyi bırakır mı bilmiyorum ama bende bıraktığı iz çok derin oldu.
Bu kitap beni hem düşündürdü hem de zaman zaman öfkelendirdi. Ama en çok da içimde bir yerlere dokundu. Çünkü aslında hepimizin “yaban” olduğu bir yer var.